"Polis olursan kendini ve başkalarını yabancılardan koruyabilirsin."
“Yabancı olmayanlardan koruyabilir miyim?”
Babam güldü. "Asla."
Asla “asla" dememek gerektiğini birçok karakterin ağzından okumuş ve öğrenmiştim ama bir gün bunun aksinin gerçekleşebileceğini bana hiçbir karakter söylememişti.
Bütün kitaplarda, benim gibi bir çocukluk geçiren herkesin gelecekte ne kadar kötü insanlara dönüştükleri anlatılıyordu. Bütün kitaplardaki kahramanlar, çocukluğu benim gibi geçen kötülerle savaşıyor ve sonunda kazanıyorlardı. Kötü olanın sonu genelde aynıydı ölüyordu.
Kötü adam öldüğünde kitabın sonu kötü değil, iyi bitmiş oluyordu. Kahramanlar için iyi biten hikâyeler, kötüler için her zaman kötü sonludur. Hiçbir zaman kötü olan kazanmaz çünkü insanlar karanlığı daha çok sevdiklerini söyleseler de tek istedikleri onu yok etmektir.
Kitaplarımı yakıyordum çünkü eğer onları yakarsam kafamın içine soktukları düşüncelerden de kurtulabileceğimi düşünüyordum.
Kötü adam olmak istemiyordum.
Bir daha annemi ağlatmayacağım çünkü bir daha bir hisse gerçek anlamda asla tutunmayacağım. Bir kitabı sevmek istemeyeceğim, bir balığı dost edinmeyeceğim, birini kaybetmekten korkacağım kadar sevmeyeceğim, acımı kimseyle paylaşmayacağım.
Annemi üzen acılarım değil mi zaten? Hayır. Annemi üzen, acılarımı onunla paylaşmam. Eğer kendime saklarsam annem hiç üzülmez ve ağlamaz.
Gözyaşlarımı koluma silerek yok ettim.
Zaten bir daha ben de ağlamayacağım.