Her kadın parlak zırhlı bir şövalye istemez.”
“Bir ne?”
“Bu bir söylem. Gezegenimde çok uzun zaman önce bazı askerlere
şövalye deniliyordu ve silahlara karşı korunmak için her yerlerine ağır gümüşten metal parçalar takarlardı. Parlak zırhlı bir şövalye imajı, kadınların hayatlarına iyi bir adamın girmesini
dilediklerinde atıfta bulundukları bir şey haline geldi.”
Theo onu incelemeye devam etti.
“Yani günümüzde güçlü, yakışıklı bir erkek çıkıp benimle ilgilensin,’ demek yerine, parlak zırhlı şövalyem nerede?’ deniliyor.”
Jade, Theo’nun yara izlerinin nasıl olduğunu ve bu yüzden herkesin onu dışladığını düşününce öfkeleniyordu.
“O söylemle ilgi sıkıntı şu ki hiçbir kadın parlak zırhlı bir şövalyenin
hayalini kurmamalı, öyle bir şövalye muhtemelen hiçbir savaşın içinde bulunmamıştır. Hiç dövüşmemiş ya da yaralanmamıştır. Eğer seni koruyabilecek güçlü bir erkek istiyorsan,
o zaman yaralı ve çizikler içinde paslanmış bir zırh giyen birinin hayalini kurmalısın. Çünkü o şövalye dövüşmüş ve bundan sağ
çıkmıştır.”
Jade, Theo’yu işaret edip, “Sen bu izleri kazandın. Sağ kalabildin.
Bu izler senin içindeki gücün dışa yansıyış biçimi. O izler
zayıflığın tam tersini temsil ediyor ve başka türlü düşünen her
kimse aptalın tekidir,” dedi.
Jade, Theo’yu işaret edip, “Sen bu izleri kazandın. Sağ kalabildin.
Bu izler senin içindeki gücün dışa yansıyış biçimi. O izler zayıflığın tam tersini temsil ediyor ve başka türlü düşünen her kimse aptalın tekidir,” dedi.