Susması lazımdı. Ağlamamaya karar veren, fakat dayanamayıp ağlayan çocuklarını susturması için, ıslak gözlerini silip konuştu.
"Kader... Ağlamakla değişmez ki. Gece korktunuz mu? Size bakan oldu mu?"
Adam şaştı. Etrafına bakınıyordu. Parmaklarını tel örgülerin dışına çekip saçlarını karıştırdı. Çocukların sesi, anasından ayrılan kuzularınkinden farksızdı:
"Baba! Baba!"
Baba ağlıyordu. Boğucu hıçkırıkların sonunu getiremedi.
"Sizi kucaklayamıyor, öpemiyorum. Alnıma vurulan kara leke beni yıktı. Yüzünüze bakarken, sizden bile utanıyorum."
"Bizi koru. Sana yürekten inananlar darda kalmaz. Rabbim, sonsuz merhametine sığındık. Bizleri sakla."
Ferhat, "Babama gidelim. Yanlızlık zor şey. Gözü arkada kalmasın. Gidip iyiyiz diyelim. Gönlünü alıp destek olalım. Sakın yanına somurtma. Belki gülemeyiz ama ağladığımızı da sezmemeli,"dedi.
Ferhat derin bir, "Off' çekerek, "Babamı sev. O, değil annemi öldürmek, karıncayı bile incitmezdi,"dedi.
Ağlamaya başladı. Bahar yalvarıyordu;
"Ağabey sus, sen ağladıkça daha çok korkuyorum. Kalk, yatsı namazını unuttuk. Babam olsaydı birlikte abdest alır, beraberce kılardık. Babam imam, sen müezzin, annem ile ben cemaat..."
Gözlerindeki yaşları sile sile yerlerinden kalkıp abdest aldılar. İki kardeş, en acılı günlerinde bile Yaratan'ın huzurunda durup el bağladı. O yere, göğe,arşa, kürsüye sığmayan sonsuzluğa kalplerine sığdırmaya çalışıp yakardılar. Çünkü O'ndan gelen acıların çaresi,O'na sığınıp O'na güvenmekti...
"Ne istiyorlar sanki bizden?"
"Kuzgunlar, sadece üzerine konacak leş ararlar."
"Torbaya koyduklarını mı?"
"Dünyaya tapanlar için tek basamak,kızıl akçedir. Unutma."