– Din, naslardan ibarettir ama insanların kendi duygu ve düşüncelerine, kendi mizaçlarına göre değişik şekilde anlayacakları ve birbirleriyle çekişecekleri noktalar bulunabilir. Nitekim türlü mezhepler arasındaki çatışmalar da bunu gösteriyor. Tasavvuf, teferruata ehemmiyet vermeden geniş bir müsamaha içinde ve yalnız sevgiye, iyiliğe dayanarak insanı, dünyayı, kainatı, Tanrı'yı anlamak sistemidir.
Leyla gülümsüyordu:
–Bu akşam da geleceğinizi biliyordum Selim Bey, dedi ve bunu söylemesiyle istihza tufanına boğulması bir oldu.
–Maziyi bilmek olan tarih, demek sizde geleceği de bilmek kabiliyetini geliştirmiş.
–Alay etmeyin. Geleceğinizi tabii bir netice olarak biliyordum. Saatin sekizden sonra dokuz olacağını daha önceden nasıl biliyorsam bunu da öyle biliyordum.
–Bazen münasebetsiz bir el saati geriye alabilir. O zaman sekizden sonra dokuz değil, yedi gelir.
Bu akşam Leyla'da başka türlü bir hal vardı. O da alaya başladı.
– Fakat siz, hiçbir münasebetsiz elin uzanamayacağı bir saatsiniz.
Kanuni Sultan Süleyman hakkındaki fikrin nedir? Edebiyatçı olmak dolayısıyla belki bunun üzerinde durmadın. Duranların düşüncesi nedir? Niçin bütün yaptıkları hakkında aynı bilgiye sahip olan insanlar onun üzerinde zıt fikirler yürütüyor? Oğlunu öldürttüğü için küçük müdür? Hürrem Sultan'a esir olduğu için zayıf mıdır? Kanun ve nizam adamı olduğu için büyük müdür? Ülkeler aldığı için kahraman mıdır? O serseri ve dalkavuk devşirmeyi yükselttiği için alçalmış mıdır? Görüyorsun ki tarihin ışıldakları altındaki bir adam için bile, ölümünden beri aşağı yukarı üç buçuk asır geçtiği halde değişmez hüküm verilemiyor. Çünkü herkes her hadiseyi yalnız kendi görüş noktasından seyrediyor.
İnsanlar okumamış bir kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lazım.