Okumayı seven

Okumayı seven
@Kitapdunyassi
Bir görünüştür bu kâinât, aynadaki hayâl gibi..
Allah "celle celalühü" kalbe bakar.
Nefsini aşan, her şeye kavuşur. Nefs, bir duvar çünkü. Allah "celle celalühü" kalbe bakar. Kalbdeki kibir kötü. İnsan tavır ve hareketlerinde, kibirli gözükebilir. Köylü vatandaş bilmez oturmasını, onun o hâli kibirli zannedilir. Ama kalbinde hiç kibir yoktur. Bir gün Hocam buyurdular ki, *"Uzakdan bir kimseyi gördüm. Tepeden tırnağa kadar kibr dolu idi. Kalbine teveccüh etdim, orası da kibr dolu idi. Çok üzüldüm hâline"* buyurdular. Allah hepimizi böyle olmaktan korusun!
Reklam
Kibr, her iyiliğe engeldir.
Günahlar bizi sarmış. Ortalık kararmış. Hocam buyurdular ki, *"Harâmlardan bir sakınsak, bi-iznillah melekleri görürüz. Efendim, her ân Allahü teâlânın feyzi, bereketi, yardımı, her şey, her ân kullarına geliyor. Ama kulların ondan gâfil olması ve nefslerine tâbi olması sebebiyle, akıp gidiyor. Her ân Allahü teâlânın yardımı, feyzi, bereketi geliyor. Fekat insanlar gaflet içinde, bunu almıyor. Çünki, kabları ters durduğu için yağmur durmadan üzerinden akıp gidiyor. Onlar nefslerinin arzû ve isteklerini alıyor. Dolayısıyla feyz-i ilâhîden mahrûm oluyor. Cenâb-ı Hakdan gelen, bütün ni'metlere, bütün feyzlere en büyük engel, insanın kendisidir. Nefsi ya'nî. Nasıl ki toprakdan yaratıldık, her şeyimiz toprakdan, bütün rızkımız toprakdan, sonumuz yine toprak. Her şeyimiz toprakdan. Toprak da, herkesin ayağının altında. Niye? Tevâzu'undan. Bu kadar bereketli, bu kadar feyzli, bu kadar kıymetli olan toprak, bak ki, ayağının altında. Onun için efendim, insanlar ne kadar mütevâzi olursa, o kadar feyzli ve bereketli olurlar. O kadar kıymetli olurlar.
Şeytanın sıfatı gurur ve kibirdir.
Mağrur ve kibirli olan kişiler, şeytan sıfatına büründükleri için hiçbir feyz ve berekete kavuşamazlar. Hocam, *"Nasıl ki su yukarıdan aşağıya akarsa, feyz ve bereket de alçak gönüllü, mütevâzi kalblere akar. İnsanlar kendilerini kibrli, mağrur, gurûrlu kabûl etdikce, ya'nî yükseklere doğru tırmandıkca, feyzden mahrûm kalır. Çünki feyz, mütevâzi' kalblere akar"* buyurdular.
Feyz, bereket, alçak gönüllü, mütevâzı’ kalblere akar
Biz Hocamdan "kuddise sirruh" işittik ki, *"Bir kabrden yâhud da bir sohbetden feyz almanın iki şartı vardır. Eğer bu iki şart teşekkül etmişse, feyz alınmışdır. Veren zât olgundur, alan da uygundur. Eğer feyz alınamıyorsa, ya veren olgun değildir, nâkısdır, yâhud da alan uygun değildir. O sohbetden, o ziyâretden sonra insanın kalbinde dünyâya karşı bir soğukluk, âhirete karşı bir sıcaklık bağlarsa, feyz geldiği anlaşılır. Gelen feyz nisbetinde Allah sevgisi artar, dünyâ sevgisi azalır. Feyz almanın birinci alâmeti bu efendim.* *İkinci alâmeti, eğer feyz almışsa, istifâde etmişse mutlaka islâm'a hizmet için bir şey verir veyâ hemen maddi bir şey vermek ister. Çünki vermek ancak feyzle olur. Çok nemâz kılmakla, çok oruc tutmakla olmaz, çok hacca gitmekle de olmaz"* buyurdular. Ancak feyz, insana malını verdirir. Bunun şartı budur, başka çaresi yoktur.
İnsan muhatabını niyeti kadar anlar
Herkesin sizi doğru anlayacağını sanmak yaşamdaki büyük yanılgılardan biri. İnsan muhatabını niyeti kadar anlar. Anlamaya gönlü olmayanı saatlerce yapacağınız açıklamalar ve uzun yazdığınız yazılar sadece sizi tüketir. Şu dünyada kendini doğru anlatmak için çırpınmak, boşa çekilen kürek gibidir.
Hayat ve İnsan
Reklam