"...Ey Müslüman Milletler! Artık uyanınız! Avrupalıların söyleye söyleye sizi de fenalığına inandırmaya çalıştığı Müslümanlığınızdan korkmayınız ve İslâm ailesi içinde her millet, kendisini münferiden ilim ve silâhla teçhiz ederek kurtarmaya çalışırken, diğer milletlerle birlikte kardeş gibi tevhid-i mesâi (işbirliği) ederek İslâm binasını çürütmeye çalışan emperyalistlere karşı durunuz. Düşmanların araya sokmak istedikleri nifaktan ve böylece düşmanlarımız hesabına birbirinize karşı adavet (düşmanlık) ve kan dökmekten sakınınız. Şahsiyetlerin fenalıklarını milletlere atfetmeyiniz.
Meselâ, Şerif Hüseyin ve oğullarının Harb-i Umumi'de İngilizler ve müttefikleriyle birlik olarak İslâm'a ettikleri ihanetten, bugün Arap milletini parçalamakta İngilizler'e âlet olarak çalışmakta devam etmelerinden hiçbir vakit Arap milleti mes'ul olamaz. Herhalde, Suriye'yi Fransız istilasına bilâmüdafaa (savunmasız) teslim ediverdikten sonra şimdi de İngiliz himayesinde Irak'ı İngiliz hesabına teskîn ile (sakinleştirerek) Ingiltere emperyalizmine râmetmeye (bağlamaya) çalışan Faysal'ın günahları şahsına münhasırdır ve elbette bu suretle dünyaya yaptığı ihanetin cezasını herhalde şahsı çekecektir. İnşaallah İslâm'ın muazzam erkânından birini teşkil eden Arap milleti bu yüzden zarara uğramaz. İşte, elbirliğiyle böyle hakikati görerek çalışırsak hürriyet ve saadete nâil oluruz. Aksi halde boynumuza geçmiş bulunan esaret boyunduruğu altında daha birçok nesillerimiz mahvolur. Biz de ecdad ve efradımıza karşı vazifemizi yapamadığımızdan dolayı ilelebet lânetlere lâyık kalırız".
Falih Rıfkı, "Zeytindağı"nın girişinde bunu çok güzel anlatır:
"...Biz eğer Vardar'ı, Trablus'u, Girit'i ve Medine'yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz zannediyorduk.
Çocuklarımızın Avrupa'sı, Marmara ve Meriç'te bitiyor..."