Öyle bir kitap okudum ki umudun her zaman hayatımıza geleceğini bir kez daha anladım. Kitap kurgusu hem günümüzü konu alıp hem de geçmişi tatdırmış bizlere . Olaylar arasında bağlantı o kadar güzel ilerlemiş ki her iki zaman da kaldığınız yerden devam ediyorsunuz.
Aylin İzmir'de yaşayan, annesini kanser yüzünden kaybedip bu hayatta babası, büyükbabası ve çocukluktan beri arkadaş olduğu Eren ile hayatını devam ettiriyor. Her şey yolunda gibi görünse de uzun bir zamandır rüyalarında verandalı bir evi görüyor. İlk başta tesadüf olduğunu düşünse de aynı rüyayı defalarca görünce artık Eren'den yardım isteyip bu evi bulmaya çalışıyorlar .
Uzun araştırmalar sonucu Eren bir sabah ev ilanı ile Aylin'e sürpriz yapıyor. Aylin ilanı görünce rüyalarında ki evi bulduğunu hissedip , uzakta olsa Çankırı yollarına düşüyor.
Asıl olaylar bu kısımdan sonra başlıyor. Hayatında kimse yokken orada babaannesi ile birlikte yaşayan Ali ile karşılaşıp günlerinin en güzelini , sevginin en özelini yaşarken bir taraftan da 1959 yılında orada kısa bir süre yaşamış Asya'nın günlüğünü bulup ona ulaşmaya ve gerçek hikayenin tamamını öğrenmeye çalışıyor. Günlükte Asya'nın unutulmaz hikayesini de yer yer üzülüp yer yer de mutlu olarak okuyorsunuz ki Asya ile Aylin'in arasındaki bağlantıyı öğrenip sonunu okuyunca dedim ki vayyy be. Hiç böyle bir son beklemiyordum.
Kurgusal olarak bu kitabı okuyunca eminim bir süre aklınızda yer edecektir ki belki sevip de kavuşamayanlar , fedakarlık edip unutmaya çalışanlar , yeni hayat kurmaya çalışıp içerisinde yangınlar taşıyanlar en önemlisi de sevdiği yanında olduğu halde kalbinin başkasına ait olduğunu bile bile ömrünü tüketenler bu eserde kendilerinde bir parça birşey bulacaktır diyerek keyifli okumalar dilerim.
Bir kitap okudum ki yüreğime dokunan, beni ülkemizin değerli sanat severlerin arasına götürüp orada onların eserleri ile bir araya getiren bir eserdi KARADUT.
Ülkemizin işgal altında olduğu dönemlerde: Orhan Veli, Nazım Hikmet , Ahmet Hamdi ve daha nice değerli , kıymetli , sanatını en güzel en özel şekilde icra eden ama bir o kadar da zorlu dönemlerden geçip, haksızlığa uğrayıp engel olunana, özgürlükleri ellerinden alınan nice edebi sanatçımızı bu eserin satırlarını okurken bir kez daha net biçimde anladım.
Bu eserde gerçek hayatların kurgusal olarak yaşanmış hikayesini okuyorsunuz. Size bıraktığı dolu dolu hisleri uyandıracak. Herkese bir nevi hak vermekten, herkese üzülmekte olduğum bir hikayeydi.
İlk başta Mari Gerekmezyan, kitap kapağındaki görselde yazarımız kendi asıl resmine ulaşmış ve kitap kapağında onun gerçek yüzünü bizlere yansıtmış. Bu eseri büyük emeklerle ve araştırmalar sonucu ortaya çıkartmış diyebilirim. Mari hem eğitim hayatında , hem de heykeltıraş olarak sanatını icra eden birisi. Ama engel olunamayan, elimizde olmayan aşkı dolu dolu ve çok acı biçimde yaşamış birisi.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu ise tuval üzerinde renklere ahenk ile dans ettiren yetenekli bir ressam. Evli ve bir çocuk babası. Sergiler açmaya çalışan ve ülkenin zorlu dönemlerinde her sanatçı gibi mücadele veren değerli bir insan .
Bir sergi sırasında karşılaşmaları ile başlayan Mari ile Bedir aşkı onları hem sanat konusunda besleyip, hem de benliklerini yok etmeye başlıyor. Sanatı aşk ile bütünleştirip yaptığı eserlere hayat veriyorlar.
Toplum baskısı , evli bir adamla uygunsuz ilişkisi Mari`yi ne kadar güçlü olduğunu sansa da adım adım ölüme götürüyor. Ama birbirlerinden vazgeçmiyorlar , vazgeçemiyorlar . Birisinin elleri , birisinin fırçaları birbirlerine olan aşları sayesinde