Kleist'in ilk kez bir kitabını okudum. Hukuk ve adalet arayışını ön plana çıkaran bir kitap. Yazar, adalet ve hakkaniyeti temsilen Michael Kohlhaas gibi güçlü bir karakter oluşturarak örnek bir prototip ortaya çıkarmış.
Stefan Zweig'in " Kendileriyle Savaşanlar" kitabında Kleist' in ruhsal bunalımlı iç dünyası, nedenleriyle birlikte inceden inceye anlatılır. Onun felsefî düşünme biçiminden doğan, bunalımlı ruh hali doğal olarak eserlerinde de kendini gösterir. Ancak bu eserinde realistik olaylar dizisinin yanı sıra Michael Kohlhaas karakteri aracılığıyla Keist'in kendi kişiliğinde ki keskin ilkeler çok belirgin bir şekilde görülüyor.
16. Yüzyılda kendine ait bir çiftlikte at tacirliği yapan Michael Kohlhaas, devrin en dürüst ve hakkaniyetli kişisi olarak, ailesi ve çevresindeki tüm insanlar açısından örnek olmaya çalışan bir insandır. Ancak, atlarını kente satmak için götürürken uğradığı haksızlık, maddi kayıplar, hakkını aramak için başvurduğu tüm resmi mercilerin kayıtsız kalışı, haksız olduğunu gösterme çabaları Kohlhaas'ı çileden çıkarır.
Yazarın, hakkaniyetli bir insanın hakkını geri almak için yapabileceği her türlü ihlimali kurgulama biçimi çok etkileyici olmuş.
Bir insanın uyumlu, huzurlu bir aile ve çiftlik hayatından adil olmayan resmi kurumlara karşı başlatılan amansız bir savaş ortamına geçiş ve bu durumu hazırlayan sebepler çok gerçekçi ve etkileyici bir biçimde kurgulanmış.
Peki, savaşı kim kazanacak? Hakkını arayan, yalnız bir çiftçi mi; yoksa keyfi uygulamalarıyla bir taciri zarara uğratan baronlar mı?
Sanırım Kleist' in asıl ulaşmak istediği ya da vurgulamak istediği düşünce de bu. Hakkını aramakta kararlı olmak olumlu bir sonuç getirecek mi?
İnce fakat güçlü bir hipotez içeren çok etkileyici bir kitap Akıcı anlatımı ve bol aksiyonlu olay zinciri ile