“ Onların düşmanca tutumlarından korkmuyorum, senin aşkına inanıyorum. Hayatta her şey kötüye gidebilir, aşk hariç. Yeter ki bitkin düşen, bocalayıp tökezleyen zayıf iradeli biri olmasın, aşk hiçbir zaman yolunu şaşırmaz.

Ben yine de kendi hazlarımı insanoğlunun ittifakla verdiği hükümlerden önemsiz görmeyeceğim. Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmemi gerektirmez. Hoşlandığım ya da hoşlanmadığım şeyler de modayı takip edecek değilim.
Günün geçip gitmekte olan güzelliğinin karşısında oturdular, bütün sevgililer nasıl konuşursa onlar da öyle muhabbet ettiler, aşklarına ve kendilerini bu kadar tuhaf bir şekilde bir araya getirmiş olan kısmetlerine şaştılar, birbirlerini şimdiye kadar hiçbir çiftin ulaşamadığı derecede sevdiklerine kesin olarak inandılar. Sonra da ısrarla tekrar tekrar dönüp birbirleri hakkındaki ilk izlenimlerini sayıp dökerek, karşılıklı hislerinin tam olarak ne kadar büyük olduğunu umutsuzca tahlil etmeye çalıştılar. Batı yönünde ufukta toplanmaya başlayan bulutlara, batmaya başlayan güneşin ışıkları yansıdı, gökyüzü gül rengine dönerken tepeler kızıllaştı. Gül rengi ışık etrafını sararken Ruth , “Goodbye Sweet Day” aryasını okumaya başladı. Elleri ellerinde, kalpleri birbirinde, Martin’in kollarının beşiğine yatmış, yumuşacık bir sesle söylüyordu.
"Kitaplarla, resimlerle, güzel şeylerle dolu olan, insanların alçak sesle konuştukları, kendilerinin ve düşüncelerinin temiz olduğu bir havayı solumak istiyorum"