Diyebilirim ki en çok üzerine düştüğü saatler, hurda denilecek kadar bozulmuş, atılması lazım gelen, hatta atılmış saatlerdi. Onlardan biri eline geçince çehresi adeta yumuşardı: “Kalp işlemiyor artık. Beyinde de arıza var” , yahut; “Nasıl yürüsün biçare, iki ayağının ikisi de yok…” diye büsbütün beşeri dil konuşurdu.
“Saatler de böyledir. Sahiplerinin mizaçlarındaki ağırlığa, canı tezliğe, evlilik hayatlarına ve siyasî akidelerine göre yürüyüşlerini ister istemez değiştirirler.”