“Azat buzat, bizi Cennet kapısında gözet!” İstanbul’a ait bu sözleri daha önce duydunuz mu? Bu ifadeler, halkın sevap kazanmak amacıyla köleleri satın alıp özgür bırakma geleneğine dayanır. Zamanla bu gelenek, kafeslerdeki kuşların satın alınıp doğaya salınması biçimine dönüşmüştür. Özellikle çocuklar, küçük kuşları yakalayıp kafeslere koyar ve cami, kilise veya sinagogların önünde, ibadet çıkışında insanlara satar, onların kuşları özgürlüğe bırakmalarını sağlarlardı. Kuşları satın alan kişiler, "Azat buzat, beni cennet kapısında gözet" diyerek kuşları serbest bırakır ve bunun sevap kazandıracağına inanırlardı.
Yaşar Kemal, Kuşlar da Gitti kitabında işte bu gelenekten bahseder. Kitap oldukça kısa, birkaç saatlik bir okuma ile bitirilebilecek kadar derindir ve son derece etkileyicidir. Konusuna kısaca değinecek olursak: Çocuklar kuşları yakalayıp kafeslere koyar, satmak için götürürler ancak halk artık bu geleneği sürdürmemekte, kuşlar kafeslerde ölmektedir ve çocuklar da para kazanamazlar.
Bu temel anlatımdan sonra, beni en çok etkileyen kısma gelelim: Çocukların kuşları yakalayıp satarken, onların ölümüne sebep olduklarının farkında olmamaları ve bu durumu tamamen insanların suçu olarak görmeleri... Yaşar Kemal, bunu çok etkileyici bir diyalogla okuyucuya aktarır.
Çocuklar, bu kuşları çaresizlik içinde yakalarlar. Paraya ihtiyaçları vardır, açtırlar ve ailelerine karşı sorumlulukları vardır. Kuşları yakalamak, onlara birkaç kuruş kazandırabilecekleri bir yol gibi görünür; ama bu yol, trajik bir sona doğru ilerler; çünkü çocukların fark etmediği bir gerçek vardır: onlara para kazandırmayı vaat eden bu yol, aynı zamanda kuşların ölümüne yol açmaktadır.
Yaşar Kemal’in vurguladığı bir diğer önemli nokta da halkın, bir zamanlar manevi bir amaca hizmet eden bu güzel