Hülya baş

Hülya baş
@Kitappkizii
Hayat sadece kitaplarla güzeldir
Puan vermedi·528 syf.··
2026 9. kitabı
Merhaba arkadaşlar serinin son kitabı Kazazede 4 yorumu ile geldim. Üçüncü kitabın sonunu Özgür’ü şehit verip öyle kapatmıştık sayfayı… Bu kitapta ise sanki biz de o cenazenin içinde ve onlarla aynı acıları paylaşarak devam ediyoruz. Daha başında, ilk sayfalarda gözlerim doldu taştı. Duygular öyle bir geçiyorki okurken sadece okumuyorsun, yaşıyorsun resmen. Ve ben kendimi okurken gerçekten eksik hissettim, tıpkı Keleş timi gibi. Bu kitapta en çok hissettiğim şey şu oldu: herkes çok yorgun. Ama buna rağmen kimse kimseyi bırakmıyor. Her birinin ayrı ayrı dağılmasını, sonra birbirlerine tutunmaya çalışmalarını okumak… gerçekten iç acıtıcıydı. Sanırım benim için serinin en zor kitabı buydu. İlk defa bu kadar kırıldık, bu kadar toparlanmakta zorlandık. Turan ise… of, en çok o yaktı içimi. Özgür’ün gidişini kabullenemeyip suçu kendinde araması… o yükü tek başına taşıması… insanın içine oturuyor. Tek başına çıktığı o yolculukta aylarca hem geçmişinin hem de kaybının peşinden koştu. Kendinden verdi, sustu, eksildi… ama Sezin’i gördüğü an, sanki içindeki her şey bir anda sakinleşti. Sekiz ay sonra tekrar bir araya gelmeleri… Onlarara okar iyi geldiki o kadar gerçekti ki. Abartı yoktu iki insanın birbirine sığınması gibi çok güzel ve özeldi Keleş timi dağılmış olsada , yolları ayrılmış olsada… o bağ hâlâ aynıydı. Hatta belki de daha güçlü. Çünkü artık sadece bir tim değillerdi… birbirlerinin yarası, yuvası olmuşlardı. Ve şimdi… her şey bitmiş derken, aslında asıl mesele başlıyor. Çünkü bu kez savaş dışarıda değil… içlerinde.
Kazazede 4Şevval Demirdöğer · Pukka Yayınları · 2025325 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·560 syf.··
2026 8. kitabı
Merhaba, yine ben geldim. Bu sefer sevgili Şevval Demirdöğer in Şafak Vurgunu 1 kitabı ile geldim. Uzun bir okuma oldu ama bunun sebebi kitabı sindire sindire ve keyif alarak okumamdı. Benim için güzel bir serinin başlangıcıydı. Işıl Atabey, Orgeneral Atilla Atabey’in kızı ve Atabey ailesinin tek kız torunu. Ailenin en kıymetlisi… Ama Işıl için bu durum hiç de öyle hissettirmiyor. Hayatını büyük bir ailenin kuralları ve ağır sorumlulukları arasında geçirmek zorunda kalmak, onun yaşıtları gibi özgürce yaşamasına izin vermiyor. Bu durum dayanılmaz bir hâl aldığında babasının karşısına geçip isteklerini açıkça dile getiriyor: Özgür olmak, resim yapmak ve normal bir hayat yaşamak istiyor. Babası kızını kırmıyor ve ona farklı bir kimlikle yurt dışında yaşama fırsatı veriyor. Ancak bu özgürlüğün sadece iki yıl süreceğini Işıl o zaman bilmiyor. İki yılın sonunda, çok sevdiği sergisini açtığı gün galerisine yapılan hırsızlık ve silahlı saldırı her şeyi değiştiriyor. Sağ kolundan yaralanıyor ve oluşan his kaybı nedeniyle artık resim yapamaz hâle geliyor. Babasının kesin emriyle acilen Türkiye’ye dönüyor. Ama asıl hikâye, dönüşünde onu bekleyen büyük sürprizle başlıyor. Ecevit Demirhan ise gözü kara, güçlü, kararlı ve işine aşık bir asker. Lakabı “Yıkım.” Bugüne kadar hiçbir görevinden yarım dönmemiş, hayatının büyük kısmını dağlarda geçirmiş biri. Alparslan Aksakallı’dan aldığı emirle görevini bırakıp acilen Ankara’ya geliyor. Görevi ise Işıl Atabey’i canı pahasına korumak, saldırının arkasındaki gerçeği ortaya çıkarmak. Bunun için de onunla evlenmesi, aynı evi paylaşması ve yakın koruması olması gerekiyor. Her ikisinin de itirazı sonucu değiştirmiyor. Çıktıkları bu yolda oynanan oyunlar, saklanan sırlar birer birer çözülmeyi beklerken işler daha da karmaşık bir hâl alıyor. Ve
Şafak VurgunuŞevval Demirdöğer · Pukka Yayınlar · 2026144 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 5. kitabı
Merhaba bu hafta'nın kitabı ile geldim. Zefiru benim için sadece bir hikâye değil, bir ruh hâliydi. Orhan’ı okurken çoğu zaman “Bu kadar da tanıdık gelinir mi?” diye düşündüm. İlk başta sakin ilerliyor gibi görünüyor. Hatta bir an “Acaba çok mu durağan?” diyorsunuz. Ama sayfalar ilerledikçe fark ediyorsunuz ki asıl hareket Orhan’ın içinde. Bastırdığı duygular, yarım kalan cümleler, söyleyemediği şeyler… Asıl fırtına orada kopuyor. Orhan kaybettikleriyle yüzleşmeye çalışıyor ama en çok kendinden kaçıyor. Onun iç sesi bazı yerlerde o kadar gerçek ki, bir noktadan sonra sadece onu değil, kendi susuşlarınızı da okumaya başlıyorsunuz. Ve Firuze… Gerçek mi, hayal mi, anı mı, sığınak mı? Net bir cevap yok. Ama bıraktığı boşluk o kadar hissediliyor ki, varlığıyla yokluğu arasında gidip gelirken insanın içi sıkışıyor. Sanki Orhan’ın kalbinde eksik kalan her şeyin adı Firuze. Naci ise içimi ısıtan bir detaydı. Sessiz ama sağlam bir dostluk. Hani insanın hayatta düşmemek için tutunduğu bir el vardır ya… Naci tam olarak o. Erman Hoca da hikâyeye farklı bir derinlik katıyor. O noktada mesele sadece bir kayıp değil; insan zihninin karanlık, karmaşık tarafları oluyor. Kitaptaki kapılar, anahtarlar, suskunluklar… Hepsi Orhan’ın kilitlediği duygular gibi. Ankara’nın gri sokakları, demlenen çaylar, o yarım kalan cümleler… Atmosferi o kadar hissettim ki bazı sahnelerde sanki ben de o masadaydım. Bu kitap bağırmıyor gerçekten. Sessizce konuşuyor. Ama o sessizlik insanın içine işliyor. Sonlara doğru yön değiştirince de hazırlıksız yakalandım. Kitabı kapattığımda aklımda tek bir soru vardı: İnsan gerçekten iyileşmek için önce kendi içindeki kilitleri mi açmalı? Benim için sakin ama derin bir okuma oldu. İç dünyası yoğun karakterleri seviyorsanız, Zefiru sizi yakalayabilir
ZefiruAziz Mahmut Şahin · İstasyon Yayınları · 202521 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
Merhaba Bugün kalemini çok sevdiğim sevgili @şeymademir Gelin Yolu kitabı ile geldim. Hikâye bizi 1940’lı yılların köy yaşamına götürüyor. Ağa oğlu İsmail, babasının zoruyla evliliğe mecbur bırakıldığında karşısına “küçük karası” Zelal çıkar. Aslında bu evliliği istemez. Ama biliyordur ki o kabul etmezse, Zelal köyün kendinden çok daha yaşlı birine verilecektir. Onun masumiyeti, daha çocuk denecek yaşta oluşu İsmail’de koruma içgüdüsü uyandırır… Ve istemediği bu evliliği kabul eder. Zelal… Güzeller güzeli ama daha küçücük bir çocuk. Amcası tarafından evlendirilir. “Amca” deyince kızmayın; bu hikâyede kötü niyet yok. O dönemin şartlarında, babasız ve annesiz büyüyen bir kız çocuğu için elinden geleni yapan bir amca var. Bugünün gözünden yorumlamak bazen haksızlık olur. Zelal’in kalbi o kadar temiz, tevekkülü o kadar güzel ki okurken hem içim sızladı hem de hayran kaldım. Evlendikleri gün İsmail bir karar alır: Zelal büyüyene kadar ona dokunmayacak, ona bildiği her şeyi öğretecek. Ve gerçekten de öyle yapar. Sevgiyle, saygıyla yaklaşır eşine. Onu korur, eğitir, sabreder… Zaman geçer, Zelal büyür. Ama tam her şey rayına oturmuşken İsmail çalışmak için başka bir şehre gitmek zorunda kalır. Üç yıl süren o ayrılık, hasreti daha da büyütür. İsmail köyüne döndüğünde karşısında artık çocuk olmayan, bambaşka bir güzellikte Zelal vardır. Aralarındaki sevgi daha güçlü, bağları daha kuvvetlidir. Her şey yolunda gibidir… Ta ki kader kendi yolunu çizene kadar. En mutlu zamanlarında, amansız bir hastalık İsmail’i alıp götürür. Zelal, kucağında babasını hiç göremeyecek bir oğulla yapayalnız kalır. Ve dönemin şartları onu, kocasının kardeşiyle evlenmeye mecbur bırakır. İşte asıl hikâye belki de tam burada başlıyor… Bu kitap; duygu yüklü, düşündüren, sorgulatan bir yolculuktu benim
GelinŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2025271 okunma
Puan vermedi·634 syf.··
2026 1. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2026 01:09
Merhaba #okudumbitti serinin 3.kitabi Kazazede Kitap yorumu ile geldim Bu kitabı okurken zaman nasıl geçti anlamadım. Sayfalar aktı gitti, ben de onlarla birlikte tabiki. Sezin’in yaşadıkları öyle zor öyle yıpratıcıydı ki bazı yerlerde durup insan taş olsa çatlar diyor. İstemediği bir hayata savrulması yetmezmiş gibi, geri döndüğünde kaderin ona bir darbe daha vurması içimi parçaladı. Umut belirdiği her anda, yine herşey tersine dönüyor. Görev başındaki adamların her an kopabilecek bir ipin üzerinde yürümesi, olaylara sürekli bir tedirginlik hissi katıyor. Teröristle ilgili ortaya çıkan her yeni bilgiyle tansiyon biraz daha yükseliyor. Tam bu sertliğin ortasında Aslı’nın ekibe alışma süreci ve içlerinden biriyle kurduğu bağ ise nefes aldıran, yüzüme istemsiz bir gülümseme konduran detaylardan oldu. Turan tarafında anlatılanlar beni ikiye böldü. Annesinin Turan'a geçmişte yaptıkları, ona karşı duyduğum öfkeyi de susturmadı. Bir de hikâyeye dahil olan en yakın arkadaşı ve nişanlısı var ki, bu tanışma sanırım 4.kitaba kalmış. Bu kitap bana göre serinin tam merkezinde duruyor. Her şey burada yoğunlaşıyor: dostluklar, sırlar, çatışmalar, küçük neşeler ve ağır kayıplar… Finaldeki o durum ise gerçekten insanın içine işliyor, uzun süre akıldan çıkmıyor. Yan karakterlerin hikâyelerinin ayrı bir kitap olarak okumak istiyor insan. Kubat… O ayrı bir yerde benim için. Aldığı her yara sanki okura da dokunuyor. Nizami ise sıcaklığıyla hikâyeye daha bir heyecan katarken, finalde yaptığı hamleyle bizi ters köşe yaptı diyebilirim. Okurken tüm karakterler ile bağ kurduğum, bittiğinde eksikliğini hissedeceğim ve çok mutsuzum. Dördüncü kitabı yinede büyük bir merakla bekliyorum çünkü tüm cevaplar orada gibi duruyor. Askerî kurgu sevenler için harika bir seri.
Kazazede 3Şevval Demirdöğer · Pukka Yayınları · 2025524 okunma