Herkese merhabalaarr. Taptaze, yepyeni bitirdiğim Gelin'in yorumuyla geldim. Kitabı bitirdiğimde hayatın yükünü omuzlarımda hissetmemek elde değildi. Yani okurken yaşlandım diyeceğim tarzdan bir kitaptı. Direkt konusuna değineceğim. Zelal daha küçücük, 15 yaşında (yazar bazen 13'te diyordu.) saflığın tanımı olarak nitelendirilebilecek hem öksüz hem yetim bir kız çocuğu. Kız çocuğu ama ona kadın kelimesini çoktan yerleştirmişler. Zelal, amcasıyla yaşarken de bir sığıntı gibi hissediyor, evlilik fikrine karşı çıkmıyor, çıkamıyor. Amcasını utandırmak istemiyor. Eşinin kim olacağının merakı içindeyken çeşme başında karşılaştığı genç bir delikanlıyla evlendirileceğini sanarken kendinden 10 yaş büyük birisiyle evleneceğini görünce eli ayağına dolaşıyor. Çünkü küçücük, ne yapacağını bilmez bir halde. Ama kader ona burada gülüyor çünkü kocası olan Ismail inanılmaz iyi kalpli bir insan. Zelal'e dokunmuyor ve onun büyümesini bekliyor. Zelal onu, bir ağa, bir ata, bir koca olarak görüyor. Ona olan duyguları gitgide yeşerirken hayat, zelal'i en beklenmedik anda vuruyor ve İsmail bir hastalık yüzünden ölüyor. Daha sonra çıkan laflar sebebiyle falan zelal, çeşme başında karşılaştığı, İsmail'in kardeşi olan süleymanla bir izdivaç gerçekleştiriyor. Her ne kadar bu kalbine aykırı olsa da. Konumuz böyle. Kitabı, konusundan hiç haberim yokken okumaya başladım. Hakkında hiç bilgi sahibi değildim. Okurken bir duygudan diğerine atladım resmen. Kitapta beğenmediğim bir kaç yer vardı sanırım ama onun dışında kusursuzdu diyebilirim. Bana her ne kadar hitap etmeyen bir tür olsa da hayattan bir kitaptı. Zelal, sen ben ya da bir başkası olabilirdi. Bu yüzden gerçekti, hisler gerçekti, olaylar gerçekti. Bazı duygular çok gerçekçi işlenmişti. Heleki zelal'in yas sürecinden sonra Süleyman'a