“ Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyorum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Asıl acı; kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı dermansız bırakan; yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey... “
“ En çok ne seversin? “
“ Seni, Portuga. “
“ Kastettiğim başka. Salam, yumurta, muz... “
“ Her şeyi severim. Evde hepimiz, ne varsa sevmeyi öğrendik... “
“ Onu öldüreceğim. “
“ Ne diyorsun evladım sen, babanı mı öldüreceksin? “
“ Evet. Çoktan başladım. Öldürmek derken öyle Buck Jones’un tabancasını alıp dan dan diye öldürmek değil. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek. Derken bir gün ölüp gidecek...”