Mehmet Rauf’un Define’nin devamı olarak yazdığı Kan Damlası romanında Şakir Feyzi, Tarabya’da İngiliz Köşkü’nde ailesiyle sakin, huzurlu ve müreffeh bir hayat yaşamaktadır. Ancak bir gün art arda işlenen cinayetler hayatlarını altüst eder. İngiliz Köşkü’nde yaşlı bir kadın, Anadoluhisarı’ndaki Zincirli Köşk’te ise bir erkek, aynı günde, birbirine benzer derin yaralarla yataklarında ölü bulunur.
Suzan’ın sütannesi Sıdıka Hanım öldürülür. Olay çok gizemli bir hal alır. Çünkü " Numara bir "yazan bir kâğıt bırakan katil, iki numaralı yazılı kâğıtla Hasan Fuad’ı öldürür. Üçüncüsü ise Hadiye Hanım’a silahla gözdağı verilir. Kadın korkudan felç olur.
Olayları çözmekle görevlendirilen kişi ise hayret’tir. Hayret, konağa nasıl gizlice girildiğini düşünür ve gizli bir geçit keşfeder. Gizli geçit onu Hüsrev ve adamlarına götürür. Kapıyı pusuya düşüren Hayret, Hüsrev’in adamlarını suçüstü yakalar. Hüsrev’in peşine düşer. Hüsrev bir damla kan imzalı bir mektup bırakır ve Hayret’e buluşacakları yerin adresini verir. Hayret’e bir komplo kurulur ama Hayret, Hüsrev’i öldürür. Şakir Feyzi ve ailesi rahat bir nefes alarak bu polise yüklü miktarda ödül verir.