Bir yazanın yüreği taş olsun, pamuk olsun, betimlediği olayı bir fotoğraf kadar gerçek ve aslına uygun bir şekilde tavsiye etmek maharetine sahip olursa o zat mesleğince gerekli olan meziyet ve güce sahip bir sanatkar demektir.
Bir şair,bir yazar yazacağı şeyi tabiatta eksiksiz incelemeli. O madde,o fikir, o mevzu üzerine birçok fen kitapları ve ciddi kitaplar okumalı da sonra yazacağını yazmalıdır.
İnsan gürültüsü bulunmayan yerleri tabiat kendi sesleriyle doldurur.
Uzaktan uzağa hissedilen hafif bir rüzgar eniltisi, bostanların ağaçlarından işitilen hazin kuşların nağmeleri sanki tabiatın bu kanunu uyandırabildiği kulaklara sokuyordu.
Kitap,yazarımız ve arkadasi Doktor N.nin bir hastasini birlikte ziyaret etmesiyle baslar.Aile pek fakir ama güzel huy ve terbiyeleri fevkalade bir mertebede. Zavallılar evvelden varlıklı imişler. Sonra düşmüşler. Baba ailesini kazandığı ile geçindirmekteyken o vefat edivermiş, gelir de kesilmiş. Fatih taraflarında bir haneleri varmış. Ailenin reisinin vefatının ardından o da yanmış.
Şakir Efendi'nin hanımı kırk beş elli yaşlarında bir kadındır ki hasta işte odur. Yirmi yaşlarında fevkalade güzel İffet isminde bir kızıyla ,Bir de on,onbir yaşlarinda bir oğlu var. Kızın Latif Efendi isminde bir de genç nişanlısı var.Bir süre sonra anne şifaya kavuşur.
Orada çiçeklerle süslenmiş, taşsız bir mezarın yanında ihtiyarca bir kadının akşam namazını eda etmekte olduğunu gördük. Bu kadın İffet'in annesiydi. Hasta dirilmiş... Hayatın en taze zamanlarındaki kızı gitmiş... Açlığa razı olmuş ölümüne boyun eğmiş çok daha iyi olan namusunu satmamış.
Namusumun değerini liralar ile ölçmek gibi hatalı bir fikir şimdiye kadar asla hatır ve hayalden bile geçmedi. Bir temiz kadının namus perdesinin kasa dolusu değil, birkaç lira belki de birkaç kuruşla