Serap Kaya

Serap Kaya
@Kitapsevmek
"Bir kitap okudunuz ve aklınızda sadece iki cümle kaldı. Zaten maksat oydu." O kitabın okunmasındaki maksat, o iki cümlenin akılda kalmasıdır. Bir yazarın sözü aklıma geldi. Bazı insanlar, okudukları kitaplardan cümle bile hatırlayamadıklarını söyler. O yazar da şöyle cevap verir: "Bir portakal yediğinizde içindeki vitamini hatırlıyor musunuz?" Aslında biz kitaptan, yolculuktan ya da insandan bir ruh bir öz alıyoruz. Onlar yavaş yavaş bizi şekillendiriyor.
Sayfa 53·Kitabı okuyor
Hayal meyal hatırlıyorum, pek çok yere gittim, birçok seyahat yaptım. O an keyif alıyor, yeni şeyler öğreniyor ve farklı yerler görüyorsunuz. Ancak bir süre sonra hafızanızda bu anılar silikleşiyor. Acaba bu yolculuklar ne kadar derin bir iz bırakıyor? Sanırım asıl akılda kalan gördüğümüz yerlerden ziyade, karşılaştığımız insanlar oluyor. Onlardan duyduğumuz birkaç güzel kelam, içimize işleyen sözler kalıcı oluyor.
Sayfa 52·Kitabı okuyor
Her yaşın her ortamın her hayat şartının kendine göre haddi var. Hayatın bir akışı var ve ona teslim olacaksınız. Aynı şey beden için de geçerli. Vücudun, zihnin, hislerin bir akışı var. Ben artık belli bir yaşa geldim, yirmi yaşındaki gibi merdiven çıkamam. Bu gayet normal. Gençken bunu anlamıyorsunuz ama zamanla fark ediyorsunuz. Özellikle yaşlılık döneminde, insanın kendine fazla yüklenmemesi gerekir. Çünkü bedenin gücü azalır. Kişi, fiziksel sınırlarını göz önünde bulundurarak hareket etmelidir. Eğer bunu yapmaz yani intibak etmezse, haddini aşarak kendisinden fazla şey bekleyebilir. Bu da huzursuzluk, umutsuzluk ve kendine zulmetmeye yol açabilir.
Sayfa 52·Kitabı okuyor
Adalet her şeyin kendine mahsus olan yere konulması demektir.Bir şeyi olması gereken yerin dışına aldığımızda hem ona hem kendimize zulmetmiş oluruz. Günümüzde zulüm çok değişik kılıklarda kendini gösteriyor. Mesela bir insan, nefsini olduğundan çok daha büyük ve yukarıda görmeye başladığında, kendi nefsine zulmetmeye başlıyor. Bu defa hayattan ve kendinden beklentileri yükseliyor. Ancak o beklentilere ulaşamayınca da kendini hırpalıyor, suçluyor ve süreç depresyona kadar gidebiliyor. Oysa kendi nefsimize karşı gösterdiğimiz semahatta, kendimizi bütün hatalarımızla, eksiklerimizle, kusurlarımızla beraber görebilmemiz lazım.
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Hoșgörü başkadır, müsamaha başkadır. Müsamaha, "se-me-ha" kökünden gelir; cömertliktir. Cömertlik genellikte sadece maddi bir șey vermek olarak düşünülür ama aslında sabrımızdan, enerjimizden, güzelliğimizden vermek de cömertliktir. Bir insanın derdini dinlemek, onun yükünü taşımaktır. Kur'an'da "yaklaşmayın" buyurur. Geçenlerde bir sohbet esnasında bu konu gündeme geldi. "Yaklaşmayın" buyuruluyor; ibadetlerde, davranışlarda, hayatın çeşitli alanlarında... Birisi bana, "Hocam, sınır bir yerde ama bize 'yaklaşmayın' deniliyor, bu neden?" diye sordu. Ona şöyle açıkladım: Eskiden hudut bölgelerinde iz sürme alanları olurdu. Asıl sınır bir noktadaydı ama onun öncesinde bir şerit halinde sürülmüş bir alan bulunurdu. İşte o bölgeye de girmemek gerekirdi çünkü oraya giren biri farkında olmadan asıl sınırı da aşabilirdi. Karşıdan bir kurşun gelebilir, tehlike doğabilirdi. Aynı şekilde şeytan da insana bir vesvese verir, onu fark ettirmeden asıl sınırın ötesine sürükleyebilir. İşte bu yüzden Allah (c.c.) bize sadece "sınıra dikkat edin" demiyor, "yaklaşmayın" buyuruyor. Çünkü biz beşeriz, zayıfız; her zaman bir tampon bölgeye ihtiyacımız var.
Sayfa 50·Kitabı okuyor