Türk edebiyatının ilk kadın roman yazarı Fatma Aliye ve onun güçlü kaleminden çıkan Refet... Henüz kadının adının ve haklarının yeterince tanınmadığı bir dönemde, bir kadının tek başına ayakta kalma sürecini gözler önüne seriyor eser.
"Döneminin çok ilerisinde" ifadesi bu kitap için kesinlikle en doğru tanım. 1896 yılında yayımlanmış olmasına rağmen, kadının gücünü ve azmini bu kadar derinden hissettirmesi beni gerçekten etkiledi. Yazar, sadece bir karakteri değil, o dönemin toplumsal hayatının izlerini ve kısıtlamalarını da ustalıkla satırlarına taşımış.
Refet ve annesi Binnaz’ın hikayesi sadece bir yaşam mücadelesi değil; adeta bir sabır sınavı. Tüm imkansızlıklara, toplumsal baskılara rağmen, Refet’in bir öğretmen olarak dimdik ayakta durma çabası okurken kalbinize dokunuyor. Sürükleyici bol olaylı bir eser olarak düşünmeyin.Kitabın dili, dönemine göre oldukça anlaşılır ve sade. Eğer Türk edebiyatı klasiklerine ilginiz varsa ve "kadının gücü" temalı, gerçekçi bir hikaye okumak istiyorsanız Refet’e mutlaka kitaplığınızda yer açmalısınız.
Gündüz Şeytanları beni biraz ikilemde bırakan bir deneyim oldu. Japon edebiyatı çevirilerinin bazen yorucu olabileceği önyargısıyla yaklaşmıştım ama tam tersine; Türk edebiyatından bir eser okuyormuşum gibi akıcı ve anlaşılırdı.(Bu durum çok eleştirilmiş.)
Sonomura’nın, dostu Takahashi’yi planlanan bir cinayete tanıklık etmeye davet etmesiyle başlayan kurgu, okuru hemen içine çekiyor.
Bol betimlemeli ama çok derinleşmeyen, cinayet çerçevesinde ilerleyen bir polisiye. Okurken hiç sıkılmadım, sonunu hep merak ettim; ancak 'elinden bırakamayacağın' o süper sürükleyici etkiyi de tam hissedemedim. Yine de türü sevenler için keyifli bir durak olabilir.
Keyifli okumalar