Kardeşimin Hikayesi , kurgusu ne kadar güzel olsa, dili ne kadar akıcı olsa ve her ne kadar “psikolojik” öğeleri ağır basan bir roman olsa da; okuyucuya yorum bırakmayan bir roman. Yani siz bu romanı okurken çok heyecanlı ve sonunu merakla beklediğiniz bir film izliyor gibi oluyorsunuz, olay örgüsüyle kimi zaman üzülüyor, kimi zaman heyecanlanıyor, kimi zaman telaşlanıyorsunuz… Kitabı bitirene kadar karakterleri çözmekle, olayları anlamakla meşgul oluyorsunuz. Bitirdiğinizde ise geriye sorgulanacak hiçbir şey kalmıyor! Sadece romanın damağınızda bıraktığı o güzel tat, olanları sindirmek için biraz sükunet, o kadar!
Kimi romanları okuduğunuzda, romandaki karakterle özdeşleşip kendi içinizde de bir yolculuğa çıkarsınız ve bittiği vakit siz de kendinizde yeni bir şeyler keşfetmiş, biraz daha olgunlaşmış, yeni bir yaşamı tecrübe etmiş olursunuz. Bu tip romanların üzerine işte bol bol konuşursunuz, çünkü sizin de söyleyecek cümleleriniz vardır! Kardeşimin Hikayesi’ni okuduktan sonraysa, benim cümlem kalmadı!
İnsanların duyguları olmasaydı herşey ne kadar kolaylaşırdı diyerek oluşturulan kitabın temelinde, aşk ile ilgili kendinizden çok şey bulacağınız aşkın,daha doğrusu "kara sevda" nın tespitlerini muhteşem edebiyatı ile anlatan dünya sanatçısı Zülfü Livaneli ‘nin önünde saygıyla eğiliyorum.
Susup kaldım, bekledim, sindirdim içime…Sanki çok süratli koştum koştum da, sonunda geldiğim deniz kıyısında bir banka oturup denizin dinginliğinde dinlenmeye çekildim gibi…Beynimi tamamen boşaltıp düşünmeyi bıraktım gibi… Bu yüzden söz söyleyemedim üzerine işte!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabulleniyor ama kapkara bulutlar arasından iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş ışığı belirince bütün dünyası o ışığa bağlı kalıyor.Ben de umutlanmıştım ve bu bana iyi gelmemişti.