Yokluk Tepesi’ne insan türünün binde, yüz binde biri çıkamaz. Çünkü oraya çıkmak için kendine hâkim olmalıdır. Bir kalpte şüphe olursa yollarda kalır. Oraya canlı cenazeler çıkabilir. Sen kendinde öyle bir kuvvet buluyor musun?
Bu kötü mülküne ibretle nazar kıl, ey can!
Gafleti eyle heba, hali değildir meydan.
Hani Sultan Süleyman, hani İskender Han?
Sad-hezar ömrü sürur ile geçir sen bir an
Ne güle, bülbüle baki, a gözüm bağ-ı cihan.
Kime yar oldu, istediğince felek-i devr-i zaman.
Kim bilir şimdiye kadar kaç hayvan yükü kitap okudun. Ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanların bilgisi nedir? Bencillik ve zevklerinin ihtiyacı olan sanatlara ait şeylerdir. Ancak hak ve gerçekle ilişkili ne bilirler? Hiç! Akla ait denklem ile hakkı açıklamak mümkündür. Fakat bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım? Harf dizisi ile felsefenin esası bilinir mi?
Ramazan kandillerini gördüğü zaman Müslüman olduğunu hatırlayan Müslümanlardandı. Kandiller yandı mı ellerine tespihlerini alır, dinlememek ve hiçbir şey anlamamak şartı ile camileri dolaşarak Kuran-ı Kerim ve vaaz dinlerlerdi. İkindi vakti kalkmak şartı ile oruç bile tutarlardı. Oruç tuttuğu halde namaz kılmaya lüzum görmeyenleri de vardı. Uzun bir namaz olan teravihe hiçbiri yanaşmazdı. Ramazan bitti mi, bunların din duygusu da “elveda” der, giderdi. Mevsim elbisesi giyme şeklinde olan bu çeşit dindarlığa ben her sene hayret ederdim.