Onu bir daha görmeyi umuyordu. Her şeye razıydı. Eskisi gibi olmayacak bile olsa onunla oturmaya, onu dinlemeye ve onunla konuşmaya can atıyordu. Fakat kapı bir daha hiç açılmadı.
Ama bir kazazedenin okyanusa attığı şişeyi, uzak kıyılarda bir geminin bulması nasıl küçük bir ihtimalse, koskoca kentte iki insanın bir sokakta karşılaşması da pek sık görülen bir olay değildir.
Yapabileceğim tek bir şey kaldı artık, o da susmak ve hiçbir şey anlatmamak. Hayatımın sonuna kadar ya da hiç değilse insanlar beni unutuncaya kadar susmak. Yeniden kimsenin tanımadığı zavallı bir berduş oluncaya kadar susmak.