İnsanların küçük hayatlarını, dar kafalı küçük formüllere göre yaşayanları, bir araya toplaşmış sürüler dışında var olamayan varlıkları, yaşamlarını başkalarının düşüncelerine göre kalıplara sokanları, kölesi oldukları çocuksu kurallar nedeniyle gerçekten yaşamayı ve birey olmayı beceremeyenleri düşününce bir iki kez acı kahkahalara boğuldu.
Her şeyin temeline inmiş ama orada gördüklerinden o kadar korkmuş ki asla öyle bir şey görmediğine kendini inandırmış biri gibi geldi bana. İyi anlatamadım herhalde. Bir de şöyle anlatayım. Bir adam gizli mabede giden yolu buluyor ama gitmiyor. Belki mabeti şöyle bir görüyor ama sonra kendini yaprakların arasından bir serap gördüğüne ikna etmeye çalışıyor. Başka bir şekilde daha anlatayım. Bir şeyler yapabilecek bir adam bunu değerli bulmadığı için yapmıyor. Ve kalbinin derinliklerinde her zaman bunu yapmadığı için pişmanlık duyuyor. Bunu yapmanın getireceği ödülleri gizliden gizliye alaya alıyor. Ama daha da büyük bir gizlilik içinde bunu yapmış olsaydı yaşayacağı keyfin ve alacağı ödüllerin özlemini çekiyor.
Ait olduğu yeri bulamamıştı çünkü. Kendini bulduğu her yere uyum sağlamış, işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakinde saygı uyandırma isteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hiçbir yere kök salamamıştı. Etrafındakileri memnun edecek kadar uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı. Her zaman bir huzursuzluk hissiyle altüst olmuş, daima ötelerden gelen bir çağrıyı duymuş, kitapları, sanatı ve aşkı bulduğu ana kadar hep dolaşmış ve aramıştı.