Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce. Şiir okumayacağım bir süre, Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım Ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında Gençliğimi anımsamak için. Emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, Sonumu görmeye çalışacağım. Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye. İçinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan Tüm resimleri duvarlardan indireceğim Mican türküsünü asacağım yerlerine. Falcı kadınlara inanmayacağım artık Trafik polislerine adres sormayacağım. Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye. Fesleğenden başka bir çiçek Koymayacağım penceremin önüne. Büyük kentlerin varoşlarında çırpınan Üç milyon yurtsuza evimi açacağım. Nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa Bıraktığı acının yanına resmini asacağım. Şaşırma! Yetimi korumak için Yeni aşklar bulacağım kendime.
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken, Ömrüm azala azala akarken önümde, Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken.. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, Bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
Şükrü Erbaş
( 1953 - )
İnsan nasıl bir sanat eseri! Aklı ne kadar da asil! Yetenekleri nasıl da sonsuz! Biçimiyle olsun hareketleriyle olsun nasıl da sarih ve sevilesi!... Kusursuz bir hayvan numunesi!
İnsan düşüncesinin trajik tarihi, akıl ile yaşam arasındaki mücadelenin tarihlidir. Aklın bütün derdi yaşamı rasyonelleştirmek ve kaçınılmaz olana, ölümlülüğe boyun eğmeye zorlamaktır, yaşamın derdi ise akla can vermek ve kendi hayati arzularına destek olmaya zorlamaktır.
İnsanı anlamaktaki asıl mesele, insanların atlarla, köpeklerle veya farelerle ne gibi ortak özellikleri olduğunu değil, onu insan yapan benzersiz şeylerin ne olduğunu bulmaktır.