"Yabancı bir dünyanın ortasında çırılçıplak hissediyordum kendimi."
Böyle bir alıntı üzerine konuşmak istemiyorum biraz. Tamda böyle hissediyorum yabancı bir dünyada çırılçıplak, böyle hissetmemek için çabalıyorum. Ama ben çabaladıkça dünya daha da yabancılaşıyor gibi bana. Uzaklaşıyor, soğuyor. Uzaklaşıyorum bu dünyadan, soğuyorum her geçen gün. Yaşamak için çırpınıyorum. Yaşadığım ev, olduğum şehir, bulunduğum dünya bana dar geliyor. Yetişmek için çabalıyorum, yetişemiyorum. Tutunacak dal arıyorum, tutundum sanıyorum. Tutunduğumu sandığım dal kırılıveriyor. Artık tutunmadan yaşamaya çalışıyorum. Belki bu yazılanları okuyan çok az, eğer bir okuyan varsa; içimdeki bu darlığa bir su serpi versin.
Belki de benim de ihtiyacım olan şey bir zaman makinesi. Farklı zamanlara, farklı dünyalara geçmeliyim. Fiilen zor hatta imkansız...
Hepimiz hayal etmez miyiz bir zaman makinemiz olduğunu? Onunla daha güzel yarınlara yolculuk etmeyi ya da özlediğimiz geçmişimize dönmeyi? Zaman yolcumuz bunu denedi. Ama bulduğu gelecek onu hayal kırıklığına uğrattı. Belki de bu yüzden geri dönmedi. Belki de hala dönmenin bir yolunu arıyor. Siz söyleyin geri dönecek mi?
İlkinde de nasıl geri döndüğünü pek anlayamadım zatem.