Zaman Makinesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
54,6bin
Gösterim
Adı:
Zaman Makinesi
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257238151
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kızıl Panda Yayınları
“İnsanlığın düşüş dönemine denk gelmiştim sanki. Kırmızı
gün batımı, bana insanlığın gün batımını düşündürdü. Şu
anda meşgul olduğumuz sosyal çabanın tuhaf sonucunu ilk
kez fark etmeye başladım. Ama yine de düşününce çok mantıklı
bir sonuç bu. Güç, ihtiyacın sonucudur; güvenlik, güçsüzlüğe
prim verir. Yaşam koşullarını iyileştirme çalışması -hayatı
gittikçe daha güvenli hâle getiren gerçek uygarlaştırma süreci-
istikrarlı bir şekilde doruğa ulaşmıştı. Doğa konusunda birleşen
insanlığın zaferi, bir diğerini takip etmişti. Şu an sadece
hayal olan şeyler, bilinçli olarak ele alınan ve ileri taşınan projeler
haline gelmişti. Ve bu gördüğüm şey ise hasattı!”
120 syf.
·4 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 15. kitaptı ve bu kitap tam bir bilimkurgu roman özelliğine sahip. H.G. Wells çok özgün bir konuyu, zamanda yolculuğu, tarihte ilk işleyen yazar olarak anılıyor ve zamanda yolculuğu işlediği ilk kitap da işte bu kitap...

Zamanda yolculuk yapmak yıllardır insanların aklını kurcalayan bir soru. Bir gün bir bilimadamı çıkıp zaman makinesini icat edebilecek mi, bilmiyorum; ama düşüncesi bile son derece heyecan verici... Düşünsenize zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz ve kendinize istediğiniz bir zaman dilimi seçip oraya giderek hayatınızın kalanını o zaman diliminde sürdürüyorsunuz. Ne kadar da güzel bir şey olurdu değil mi?

H.G. Wells, henüz görelilik teorisi bulunmadan, kuantum teorisi ortaya atılmadan dört boyutlu zamandan bahsetmiş bu kitapta. Einstein'dan önce davranmış ve hayal ettiklerini 1890'larda bu kitap ile ortaya koymuş. Kim bilir, belki de Einstein'in kafasındaki ampul bu kitabı okuduktan sonra yanmıştır...

Yazar, kitaptaki ana kahramanına Zaman Yolcusu demeyi tercih etmiş. Zaman Yolcusu, bir bilimadamı olup zaman makinesini icat ederek zamanda yolculuk yapmayı başarmış ilk kişidir. Kitabın konusu da Zaman Yolcusu'nun Zaman Makinesi ile yaptığı yolculukları anlatmaktadır.

Zaman Yolcusu, zamanda yaptığı ilk yolculukta 802701 yılına yolculuk etmiş ve şimdiki dünyamızdan çok daha farklı bir dünya ile karşılaşmıştır. Zaman Yolcusu, bu gelecek dünyasında insan ırkının ikiye bölünerek iki farklı ırk olarak yaşadığını ortaya koymuştur. Bu ırklardan ilki, yeryüzünde yaşayan ve toplumsal gelişmeler neticesinde zekalarını kullanmak zorunda kalmayan, sürekli gülümseyen, barışçıl ve basit birkaç sözcük dışında konuşma yetisini kaybetmiş olan Eloilerdir. Diğer ırk ise, yer altı mağaralarında yaşayan, gün ışığından kaçan, savaşçıl ve yabani Marlocklar'dır.

Bu iki ırk gece ile gündüz gibi birbirinden ayrıdırlar ve birisi gündüzleri hayatlarını sürdürmektedir diğeri ise geceleri sürdürmektedir. Zaman Yolcusu, ilk yolculuğunda bu iki ırkın içerisine düşer ve geri dönebilmek için bir hayli çaba sarf etmek zorunda kalır. Konu ile igili daha ayrıntılı bilgi vermenin doğru olmadığını düşünerek bu kadarı ile yetiniyorum.

Zaman Makinesi kitabının ilgimi çeken bir diğer yönü ise, Darwinci görüşten hareketle oluşturulmuş ve alt metinlerinde evrim teorisini empoze eden bir kitap oluşudur. Geleceğe hareket eden Zaman Yolcusu'nun karşılaştığı manzara Charles Darwin'in geleceğimiz ile ilgili öngörülerinden çok da farklı değildir. Bu sebeple Eloiler ile Marlocklar üzerinde gerçekleşen değişimlerin de evrim teorisi ile açıklanması son derece doğaldır. Kaldı ki, yazarın hocasının Charles Darwin'in çok yakın bir arkadaşı olduğunu da hesaba katarsak, Wells'in Darwin'den etkilenmiş olduğunu söylemek mümkün.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okuduğum ve en etkilendiğim kitaplardan biri bu kitap oldu. Özgün konusu ve akıcı anlatımı ile çok hoşuma gitti. En hoşuma giden yönü ise konuyu dallandırıp budaklandırmadan vermesi gereken mesajı vermesiydi. Zira okuyucuyu gereksiz bilimsel açıklamalar veya gereksiz kurgusal ayrıntılarla boğmamak son derece önemli bana göre.

Son olarak, zamanda yolculuk etme şansım olsaydı, hangi zamana giderdim bilmiyorum. Çok düşündüm ama kendime en uygun zaman dilimini bulamadım. Mutlu olduğum tüm zamanları durdurmak istediğim ise kesin. Bugüne kadar sizin zamanınız nasıl geçti bilemiyorum; fakat bundan sonraki zaman dilimlerinin sizin için mutluluk getirmesini diliyorum.
120 syf.
·Beğendi·7/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Dünkü selamsız bandosuyla girizgahtan sonra hepinize selam olsun kokoreçseverler ve kokoreç sevmeyip ölümü hakedenler !!! Sevecen kardeşim kokoreci .. Öyle bir dünya YOK!! Neyse bu konu daha çok su kaldırır...O yüzden yazar hakkında bilgilerle, "feyizli ve gönül gözü açan" sohbetlerin startını verelim .. Henüz dünyaya nefret kustuğumuz ve bünyemizde varolmasına rağmen varolduğundan haberdar olmadığımız politik görüşlerimizden bir haberken çokca dadandığım bir türdür bilimkurgu ve frp .. Bu alanlardan malülen emekli oldum desem sanırım ki zerrece yalan söylemiş olmam ..Bu bakımdan bu kitapla yollarımızın kesişmesi ve okuma süreci, eski dumanaltı ortamlı ve bol alkollü günlerin sönmeye yüz tutmuş ateşini közlere körükle dalarak tekrar canlandırdı .. Beni yakınen tanıyanlar Star Wars (EFSANE!!) alemlerimdeki rüyalarımı pek tabii ki biliyorlar .. Şimdi inceleme sulanmasın diye Darth Vader ile bizim evin önündeki lisenin kapısı önünde çekirdek çitleyip yamulan maskesini çekiçle düzelttiğim alemlere tekrar girizgah yapmayalım =)) Az yazardan ve bu eserin yazıldığı dönemden bahsetmek istiyorum sizlere .. Sürpriz bir de isim konuk edicem bu satırlara .. Sonrasında kitabı da spoilersız üstünkörü anlatıp sizi de bu zulümden kurtarıcam..

Herbert George Wells ile esas tanışmam aslında çoook çok daha öncelere dayanıyor ... Bu kitabından falan haberim yok tanıştığım dönemlerde .. Yalnız , 140 ya da 150 küsür eser vermiş bir isim bu amcamız .. Sadece bilimkurgu kulvarında koşmuş bir isim değil .. Thomas Huxley ' nin bir nevi öğrencisi .. Bildiğim kadarıyla Darwin 'in ya da oğlunun da kankisi .. Ondan kelli , bu romanda da okuyacağınız ve göreceğiniz üzere biyoloji alanında yetkin bir isim .. Ve evrim söz konusu olduğunda ateşli bir savunucu .. İşçi sınıfından bir anne babaya sahip olduğu için de sosyalist köklere sarılmış bir emmimiz .. Bunlarla kalsa yeter dersin ama kendisinin en çok kalem oynattığı alan da tarih .. Öyle ki , senelerdir aradığım ve bir türlü bulamadığım "Dünya Tarihinin Ana Hatları" kitabını Atatürk okuyup Türk Tarih Tezini yazdırıyor .. Senin anlayacağın deniz derya bir abimiz bu ... Yani romanlarında ele aldığı konular Görünmezlikmiş (bkz : stealth ...diablocu nesil elime mum diksin!) zaman yolculuğuymuş , tek dünya devletiymiş falan desem ve bu konuları da ilk yazmış şahıs desem gerisine laf-ı güzaf der gecersin .. Şakası yok ! İngiltere de zamanın ekollerinden ..

Şimdi azıcık es verip Amerikalı bir VİKİNGİ çağırıyorum huzurlarınıza ..
Kim mi?
JACK LONDON !!
Anlatıcam sayın cevizkabuğu ..Telaş yok .. Biramız , mühimmatımız ve cephanemiz bol .. Zamandan yana tasan da yok bugün cuma =))
Jack London ' ın İngiltere' ye yolunun düştüğü romanı hangisi ?
Evet !! UÇURUM İNSANLARI !!
Kimleri anlattı Jack London Uçurum İnsanlarında ?
Kraliçe Victoria döneminde Doğu Yakasında inim inim inleyen insanları .. Onun Uçurum İnsanları kitabını yazdığı dönemlerde H.G. Wells de bu romanı kaleme alıyordu ve eleştirdikleri Victoria döneminin politik aynası , kitapta gecen distopya ise bu dönemin bünyesine vermiş olduğu kaygılardan dolayı uyarmak istediği insanlığı bekleyen hazin sondan başka birşey değildi .. Yani.. İki sosyalist ister istemez PİŞTİ olmuşlardı .. Tabii Jack London o günlere değinirken , H. G. Wells çıtayı bir kademe daha kaldırıp gözünü yarınlara dikmişti..

Kitabı mercek altına aldığımızda , bilimkurgu türüne gönül verecekler ve arayış içinde olan arkadaşlarımız için şunu söylemek isterim ki BU BİR BİLİMKURGU ROMANI DEĞİL ! En azından "bana göre" tam olarak değil ..Bu daha çok bir distopya anlatımı .. Olaylardan çok kavramlar ön plana çıkarılmış .. Yani bir Star Wars ( tabii ki çok çok uç bir örnek !) ya da bir Asimov eserinde olduğundan çok çok daha az ayrıntı var söz konusu olaylar olduğunda .. Ben bilimkurgu söz konusu olduğunda kendimi yer sofrasında bulgur pilavı yerken düşünüyorsam eğer , bu kitabı okurken sofrada soğan ve cacık yok kardeşim.. Ortada bir zaman makinası var ve kolu cevirip 800 binli yıllara gidiliyor .. Nerden geliyor bu değirmenin suyu , nedir bu enerjinin kaynağı ? YUMURTA MI KIRIYORLAR İyon motorlarına bilmek istiyorum .. Bu ve benzeri sorular hep havada kalmış .. Eloğlu nerdeyse milyar yıl sonrasına gidip geliyor , seyahatnameyi dinleyenler TBMM de uyuklayan milletvekillerinden kellice .. Bunlar kitabın eksileri .. AMA!
Aması şu : Bu kitap ve içerisinde bulunan DÖRDÜNCÜ BOYUT KAVRAMI 1895 te yayınlandıktan tam on yıl sonra Einstein 'ın jeton düşüyor ve Özel Görelilik Kuramını yayınlıyor .. Pek tabii o da rövanşı 1916 ' da E=mc² ile alıyor =))

Kitap , çok uzak bir gelecekte iNSAN ETİ YİYEBİLECEK KADAR YOLDAN ÇIKMIŞ ve iki aşırı uca bölünmüş bir insanlığın üzerinden günümüz kapitalist sisteminin eleştirisni yapıyor ..Kafa açıcı dediğim örneklerden biri .. Alın okuyun.. Ama bilimkurgu niyetine değil ..

Esen kalın İŞSİZ kalın!!!

Şuraya da eski buhranlı günlerim için bir parca atayım kendime ..4. boyuta geçmek isteyenler buyursunlar ..

https://www.youtube.com/watch?v=94N1Tuw3tYs
120 syf.
·10 günde·6/10
Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce 'Farklı Türleri Keşfet' adında bir etkinliğe başladık. (#28549333) Bu etkinlik ile amacımız, herhangi bir nedenden dolayı uzak kaldığımız veya hiç tanışamadığımız türlere yönelerek kendimizi farklı okuma deneyimlerinde test etmekti... Bu çerçevede, ben de kendime Bilim-Kurgu türünden bir eser seçtim. Çünkü benim için bilim-kurgu sadece sinemada bildiğim, takip ettiğim bir türdü. Bunun edebiyattaki karşılığını uzun zamandır merak ediyordum. Bu türde kitaplar okuyan arkadaşların buraya yazdıkları incelemelere denk geldikçe büyük bir ilgiyle okudum. Başlangıç kitabı olarak da fazla risk almadan, bu türün babalarından sayılan, çok okunan, çok beğenilen, bol referanslı ve kısa bir kitap olan Zaman Makinesi'ni tercih ettim. Bu incelemeyi de çok fazla uzatmadan bu deneyimin sonuçlarını sizinle paylaşmak adına kaleme alıyorum...

Açık konuşmak gerekirse kitap tam anlamıyla beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. Kitabın açılış bölümlerindeki atmosferi sevdim. Başka bir ifadeyle, zaman yolculuğu başlayana kadar geçen hazırlık bölümlerini daha akıcı buldum. Ancak zaman yolculuğu başladığı andan itibaren kitaba bir durağanlık çöktü. Sanki zaman durdu ve her şey çok yavaş ilerlemeye başladı. Oysa ki, kitabın asıl muhtevasını içeren bu bölüm, sanırım sinemadan kalma bir alışkanlıktan olsa gerek, biraz daha hareketli olmalıydı bana göre...

100 sayfalık bir kitabı 10 günde tamamlamış olmam her ne kadar gündelik hayatımdaki yoğunluktan kaynaklanıyor olsa da ben bu durağanlığın da etkili olduğunu düşünüyorum. Her kurmacada kırılma alanları vardır ve kurgu basamaklar şeklinde okuru yukarı taşır... Bu kitapta ise bir basamaktan diğerine çıkmak için arada baya yol yürümek zorundasınız. Bu durum bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor...

Bunun yanında, hikayeyi de çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim... İki farklı canlı türünün olduğu bir ortam var ama iki tür hakkında da yazarın bizimle paylaştıkları çok yetersiz kalmış... Bunun yerine bol bol tekrar var. Halbuki bu tekrarlar yerine türler hakkında biraz daha detay verip okuru hikayenin biraz daha içine sokabilirdi...

Bir başka eleştirim de kitabın son bölümüne olacak... Zaman yolcusu, tüm bu hikayeyi 4-5 kişilik nitelikli bir ekibe anlatıyor. Ekipte bilim insanları falan var. Doğal olarak zaman yolcusu hikayesini tamamladığında bu ekipten sıkı bir beyin fırtınası bekliyorsun... En azından zaman yolcusunun yaşadıkları üzerine bilimsel ve sosyolojik argümanların kapıştığı bir tartışma dönebilirdi ekip içerisinde... Ancak bizim ekip, 807 bin bilmem kaç yılında geçen bir zaman yolculuğu hikayesi dinlememiş de mahallenin kahvesinde Galatasaray-Başakşehir maçını seyretmeye gelmiş abiler gibi, hikaye biter bitmez çil yavrusu gibi dağılıyor...

Konuyu çok da fazla uzatmadan toparlamak istiyorum... Netice itibariyle, bilim-kurgu türüyle tanışma kitabım, üzerimde büyük bir etki bırakmadı... Tabii ki tek bir kitap, bu tür hakkında bir yargıya varmak için ölçü olamaz... Ancak sanırım bilim-kurgunun görsel sanat alanlarındaki uyarlamalarını her zaman daha çok seveceğim. Böyle bir çıkarım yapabilirim diye düşünüyorum. İlerleyen dönemlerde de zaman zaman elime bilim-kurgu türünden kitaplar almaya devam edeceğim... Mutlaka içlerinden bir tanesi beni kendine daha fazla çekecektir...

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Herkese keyifli okumalar...
120 syf.
·1 günde·9/10
Kitabın yazılma tarihi olan 1895 yılında "Bilimkurgu" adının daha "Bilimkurgu"olmadığı bir zamanda yazılmış olan bu kitap için söyleyeceklerim, okuduklarım içinde en iyiler arasına girmeye aday olduğu yönünde olacak.
Zamanda yolculuk fikrini ele alan bu kitabın yazıldığı zamanlarda ne Einstein daha İzafiyet Teorisi’ni orta atmıştı ne de Kuantum Fiziği konuşuluyordu. Bu açıdan düşünüldüğünde kitabın günümüzde hala popülerliğini korumasına şaşmamak gerekir.
Kitabın diğer bir özelliği ise, varlıklılar ve yoksullar arasında giderek büyüyen uçuruma yönelik yaptığı keskin eleştirisidir. Toplumsal adaletsizliğin ilerleyen süreçte yol açabileceği sorunlara yaptığı eleştirisi oldukça iyi bir şekilde kaleme alınmış.
Okurken kimi zaman gerildiğim, kimi zamanda ne olacak şimdi dediğim bir kitap oldu. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
120 syf.
·5 günde·8/10
802701 yılında sizce dünya nasıl bir yerdir? Beynimize aktarılan hazır bilgiler, ışınlanma? Böyle mi düşünüyorsunuz? Öyleyse ters köşeye çarptınız bu sefer.
Çünkü o zamanları gören bir bilim adamı var kitabımızda ve anlattıklarına göre o zamanlar hiç de öyle değil...
Bana göre gayet güzel bir kitaptı. Bilim kurgu seviyorsanız "önerebilirim" diyeceğim kitaplardandı.
Madem mutlak teknoloji yok, o zaman ne var bu çağda? Birbirlerinden gece ve gündüz olarak ayrılmış iki 'insan' ırkı var. Birileri yeryüzünün tüm güzelliğini doya doya çıkarırken, diğer ırk yeraltında gecenin karanlığını beklemek zorundadır.
Eski zamanlarda belki yukarıdaki ırk, üstün ırk olabilir lakin bu çağda onlar sadece otlakta rahatça gezinen sığırlardan başka bir şey değillerdir.
Bilim adamımız işte bu iki ırkın tam ortasında zaman makinesini kaybetmiştir. Zaman makinesini bulana kadar geçen zamandaki keşiflerine bir davet istiyorsanız, bu kitabı okumalısınız diyorum.
Keyifli okumalar
120 syf.
·5 günde·9/10
Yazar insanlığın gidişatına hiç de iyimser bakmadığını, durmadan büyüyen uygarlığın önünde sonunda yaratıcılarının üstüne yıkılıp onları yok edeceğini vurgulayıp insanlığın çürüyüp yok olmasından bahsedip bir mesaj veriyor okuyucuya.
İnsanoğlu rahatı ve kolayı seçmiyor mu hep?
Zenginlerin serveti ve konforu, emekçilerinde hayatı ve işi güven altında olsun yeterli gözüyle bakılıyor.

Toplumsal mesajların da vurgulandığı güzel bir bilimkurgu romanı, mesela şu paragraf ve bunun gibi 3-4 tane daha;
“Nüfusun dengeli ve verimli olduğu bir yerde çok fazla çocuk doğurmak devlete iyilikten çok kötülük olur: şiddetin Ender görüldüğü ve çocukların güvende olduğu bir yerde verimli bir aileye daha az gerek vardır -aslında hiç gerek yoktur- ve cinsiyetlerin çocuklarının gereksinimleri konusunda uzmanlaşmaları ortadan kalkar.”

“İnsanın insan etine karşı önyargısı köklü bir önyargı değil. İşte insanın insanlıktan çıkmış bu evlatları da! Konuya bilimsel bir yaklaşımla bakmaya çalışıyordum.Ne de olsa, üç dört bin yıl önceki yamyam atalarımız kadar insan olmadıkları gibi, insanlıktan çok daha fazla uzaklaşmışlardı.Ve gelinen bu noktayı bir eziyet olarak görecek akıl çoktan yitip gitmişti.”

Öyle bir distopta ki Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yıl sonrası insanlığın çürümesi bedenen ve zihnen Evrilip adeta sığır gibi olmasını git gide herkesin birbirine benzeyip merhametsizleştiğini çok güzel anlatmış yazar.
“Beni avutsun diye de yanımda iki yabancı, beyaz çiçek taşıyorum - artık soldular , kurudular , kahverengi ve kırılgan bir hal aldılar- akıl ile güç gittiğinde bile minnetin ve karşılıklı sevgi duygusunun insanoğlunun yüreğinde yaşamaya devam ettiğine tanıklık etsin diye...”


Zamana yolculuk- hepimizin hayali de olabilirdi- gerçekleştiğin de kabusu da ... Zamanda ileriye mi gitmek isterdin? Geçmişe mi ? Yoksa konfor alanının dışına çıkmadan bu anda kalmak tam sana göre mi?
Aslında bakıldığında H.G Wells “zamanda yolculuk” kavramını tarihte işleyen ilk yazar olarak anılmaktadır.
Görelelik teorisi bulunmadan, kuantum teorisi ortaya atılmadan önce aslında 4. boyut olan zamanı ele almış ve onun hakkında yazmış. Hem de o kadar sade ve akıcı bi dil kullanmış ki - hiç sıkılmayacaksınız eminim. Kitabın 1980 ‘lerde yazılmış olmadı da sizleri ayrı bir büyüleyecek eminim. 802701 yılına doğru bir yolculuğa çıktım ve Weena ‘nın cebime bıraktığı küçük beyaz çiçeklerle geri döndüm dünyaya- zaman .. akıp gidiyor - yakalamak elinde olsaydı neler yapabilirdin ki? Buket Aktaş
120 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Aklım almasada kalbimden keşke bende Zaman Gezgin inin yanında olsam diye okudum tüm satırları. Yaptığı zaman makinesi ile yüzyıllar sonrasına giden Zaman Gezgini değişen insan duygularını davranışları arasında ne yapacağını şaşırıyor. Dillerinin de değişik olduğunu düşünürsek iletişime geçmesi oldukça güçleşiyor. Peki zaman makinesini kaybettiğinde ne yapmış olabilir dersiniz?
120 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabı sevmedim ama bana bir çok şey düşündürdü. İNK kitabının zamanla ilgili açıklamalarına inanıyorum: uzayda, âlemlerde asli zaman denen hakiki, gerçek ve tek bir zaman akışı var. İnsanlar bu asli zaman akışı içerisinde doğdukları andan öldükleri âna dek bir nokta üzerinde çemberler çizerek ölümlerine doğru yol alıyorlar. Öldükleri an aslında asli zamanda ilerlenmiş olmuyor. Ama bize yaşadığımız süre çok uzunmuş gibi geliyor.

Kitapta da zaman makinesiyle çok çok ileriki tarihlere yolculuk yapılıyor ve orada dünyanın, insanlığın geleceğiyle ilgili yazarın öngörü ve hayâl gücünün örneklerini okuyoruz. Yanlış zamanda okumuş olabilirim, ya da doğru zamandı ama yazara ısınamamış olabilirim. Ama bana hatırlattığı şeyler oldu: öncelikle Spielberg'ün Yapay Zekâ filminin son kısımları...ayrıca her zaman en sevdiğim dizi olan Battlestar Galactica'nın tamamı. Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı kitabı. Bir de kendi zaman makinemizi; hafızamız ve hatıralarımızı. İleriye gidemeyen bir zaman makinemiz var, işte onunla geçmişe dalıp dalıp gidiyoruz. Ve nasıl bilimkurgu yazarları gelecekle ilgili öngörüleri ya da hayâl güçleriyle bizi hayâli mekânlarda dolaştırıyorlarsa biz de sürekli hatırlayan ya da geçmişe dönen belleğimizle gezinir dururuz. Bu bellek görüntü ve kelimelerle geçmişi döndürür, geçmişimiz ya hakikaten olduğu gibi, ya da hatırlamayı sevdiğimiz gibi gözümüzde belirir, yaş ilerledikçe belki gerçekle hayâl de birbirine sarınır, bir süre sonra belki bir manası da kalmaz hangisiydi diye düşünmenin...

Kitapta bilim adamının korkutucu zaman yolculuğu edebiyatta, bilimkurgudaki tek örnek değil muhakkak. En ürkütücü yolculuklardan bir tanesi de Arthur C.Clarke'ın 2001:Bir Uzay Efsanesi'ndeki yolculuktu. Kubrick'in de sinema klasiği olan 2001'in renkleri fotokimyasal yöntemle yenilenmiş ama hiç bir kurgu ya da efektle oynanmamış 70 mmlik analog versiyonu mayıs ayında Cannes film festivalinde gösterilecek. Bu filmi izleyenler filmin son kısımlarında bitmek bilmeyen renk cümbüşünde nasıl kaybolup gittiklerini hatırlayacaktır. 2001'de, Maymunlar Gezegeni'nde, Zardoz'da hep yolculuklar vardır. Bilimkurgu hep bir gitmek meselesinden söz ediyor gibi. Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler'inde de Shevek kapitalist dünyaya gider. Zaman makinesine binmeseler de bu bilimkurgu karakterleri H.G.Wells'inki gibi bir gelecek tasviri yaparlar: bugünden çok farklı, başka kuralların olduğu, belki başka sistemlerin geliştiği, hatta ölümsüzlüğün bulunduğu ya da insan türünün hakimiyetini kaybettiği düşündürücü, belki korkutucu ama Le Guin örneğinde görüldüğü gibi insana umut da verebilen tasvirlerle dolu gelecekler...Galactica'da insanın köklerini keşfetmek için sonsuz uzayda devasa ve çok güzel bir nuh'un gemisi olan savaş yıldızı Galactica ile yuva arayışını anlatır. Bilimkurgular acaba hep bir burada ve şu anda olan, olduğu gibi olmasa ve başka şeyler olsa, başka şeylere dönüşse herşey arzusu ile mi yazılıyor? Belki de... ama bu örneğe uymayan bir sürü bilimkurgu kitabı da büyük olasılıkla vardır. Benim okuduklarımda ya da izlediğim bilimkurgu dizilerinde gördüğüm ortak noktalardan birisi de buydu ama.

Herkese iyi okumalar.
Erkeğin gücü ile kadının uysallığı, aile kurumu ve kadın ve erkek mesleklerinin farklılığı, bedensel güç çağının baskıcı zorunluluklarından başka bir şey değildir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Makinesi
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257238151
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kızıl Panda Yayınları
“İnsanlığın düşüş dönemine denk gelmiştim sanki. Kırmızı
gün batımı, bana insanlığın gün batımını düşündürdü. Şu
anda meşgul olduğumuz sosyal çabanın tuhaf sonucunu ilk
kez fark etmeye başladım. Ama yine de düşününce çok mantıklı
bir sonuç bu. Güç, ihtiyacın sonucudur; güvenlik, güçsüzlüğe
prim verir. Yaşam koşullarını iyileştirme çalışması -hayatı
gittikçe daha güvenli hâle getiren gerçek uygarlaştırma süreci-
istikrarlı bir şekilde doruğa ulaşmıştı. Doğa konusunda birleşen
insanlığın zaferi, bir diğerini takip etmişti. Şu an sadece
hayal olan şeyler, bilinçli olarak ele alınan ve ileri taşınan projeler
haline gelmişti. Ve bu gördüğüm şey ise hasattı!”

Kitabı okuyanlar 8,3bin okur

  • Serdar kizilcan
  • Sedanur Günay
  • Hatice Yurdakan
  • Sercan Öztekin
  • Jülide Müşerref Çelebi
  • Elif
  • Özgür Şeref
  • Vera Kızılay
  • Nurcan Koç
  • Elif Şimşek Güven

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0 (1)
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları