Okuduğu kimi kitaplarda çok güçlü kadın kahramanlar vardı. Her şeye göğüs geren, cesaretli, başı dik kahramanlar. Büyük sorunlarına rağmen sağlam sinirleri ve hayatla mücadele etmeye yetecek kadar kararlılıkları vardı.
Öldürmek istiyordu. Geri dönüp ikisini de öldürmek istiyordu. Yavaş yavaş tüm acılarını içerek ve kendi acısı dinene kadar acı çektirmeye devam ederek öldürmek istiyordu. Pisliklerini, kötücül düşüncelerini, morarmış kalplerini toprağın altına gömmek ya da belki de yakmak istiyordu.
Hiç kimse ve hiçbir yer güvenli değildi. Onu, onu korumak için kozasını kendi elleriyle özenle örmüş biri tarafından yara almıştı. Kime güvenebilirdi ki?
Sarsılarak bir nefes aldı. Boğazı öyle çok yanıyor ve ağrıyordu ki, yutkunup durmaktan vazgeçmesi gerekiyordu ama yutkunduğunun bile farkında değildi. Gözlerini kapayıp başını arkaya attı. Atamadığı, içinde kalan çığlıklar bir bir göğsünden yukarı tırmandı. Dudakları aralandı ve tutamadığı ağız dolusu bir çığlık alacakaranlığa yükseldi.
Derinlerinden sarsılıyordu. İçinde geri dönülmesi güç bir yıkıma sebep olacak bir sallantı vardı.
Hiçlik....
Yoksunluk....
Dehşet....
Korku....
Kaybolmuşluk....
Panik....