Bir Amerika gezisinden dönüşünde bana armağan getirdiği "kedi başı" biçimindeki bardak altlıkları, onun ölümünden sonra sehpaların üzerinde başka türlü bir ağırlık kazandı. Göz önünden kaldırmak belki en kolayıydı, ama doğrusu bu muydu, bilmiyorum. Onun artık olmadığı bir dünyada yaşamayı sürdürdüğümü hatırlatıyorlardı bana. Bu hatırlatmaya ihtiyacım var mıydı; onu da bilmiyorum. Belki de hiçbir şeyin eskisi gibi sürmediğini hatırlatıyorlardı. Yalnızca ölülerle değil, dirilerle de hiçbir şeyin eskisi gibi sürmediğini.
Neden yazıyorum? Parmağım, bir pikap iğnesi misali, boş havada izini sürüyor bu sorunun. Gençliğimden beri var olan, eğlenceyi, dostları ve aşk vadisini terk ettiren, kelimeler kuşanmış bir muamma, dışarıdan gelen bir ritim.
Neden yazıyoruz? Hep bir ağızdan haykırıyor koro.
Çünkü öylece yaşayıp gidemeyiz.
Alexander'ın bizzat okuyor olduğu, içine güzel elyazısıyla Rusça notlar aldığı kitap - Sisifos Söyleni.
Sanki nazikçe yönlendirilmiş gibi kitabın ilk sayfalarını açtı ve -Alexander'ın kısa notlarını aklından çevirerek- okudu. Metin intihar meselesini felsefi açıdan ele alıyordu - Yaşam yaşamaya değer mi? Sayfanın kenar boşluğuna belki de daha derin bir sorun olduğunu yazmıştı - Ben yaşamaya değer biri miyim? Tüm varlığını sarsan beş kelime.