Bu konuda bana katılan çok kişi olmayacaktır ama çayın lezzetini şekerle bozuyorsanız kendinize nasıl gerçek çay âşığı diyebilirsiniz? Ha şeker koymuşsunuz ha biber ha tuz...
Tıpkı bira gibi çayın da acı olması lazım. Çayı tatlandırırsanız çayın değil, şekerin tadını alırsınız. Bunun yerine sıcak suda şeker erittiğinizde de bundan farklı olmaz.
Çayı sevmediklerini, sadece ısınmak ya da kendilerine gelmek için çay içtiklerini, bu yüzden de yoğun tadını alsın diye şeker koyduklarını söyleyenler olacaktır. Bu aklı karışmış kişilere söyleyecek iki çift lafım var: İki hafta boyunca çayı şekersiz içerseniz sonra çayınızı şekerle mahvetme ihtimaliniz çok düşük olacak.
İnsan önce ne olduğunu, gerçek hislerinin neler olduğunu anlamalı, ardından kaçınılmaz olan temayüllere kapılmalıdır. Rusya'dan nefret ediyor ya da korkuyorsanız, Amerika'nın gücünü ve zenginliğini kıskanıyorsanız, Yahudileri hakir görüyorsanız, Britanya'daki egemen sınıf karşısında aşağılık kompleksine kapılıyorsanız bu hislerin sadece üzerine düşünerek onlardan kurtulamazsınız. Ama hiç olmazsa onların farkına varıp düşüncelerinizi zehirlemesinin önüne geçebilirsiniz. Kaçınılmaz olan, hatta siyasi hamle yapmak için elzem olan duygusal istekler hakikatin kabulüyle mevcudiyetlerini sürdürmeliler. Tekrar ediyorum, bunun için ahlaki bir gayret gerekir.
Ama milliyetçiliğin her yerde zafer kazanmadığını, milliyetçilerinse karar alırken arzularına kapılıp gitmeyen insanlar olduğunu söylemek, mühim sorunların (Hindistan, Polonya, Filistin, İspanya İç Savaşı, Moskova mahkemeleri, Amerikalı zenciler, Rusya-Almanya Paktı ya da artık her neyse) mantık düzeyinde konuşulamaz ya da henüz konuşulmamış olduğu gerçeğini değiştirmiyor.