Ama şimdilik daha fazla dinlemeyeceğim bu uzak fısıltıyı çünkü hoşlanmıyorum ondan, hatta korkuyorum. Ama keyfiniz isteyip de dinlemeyi seçtiğiniz ve bazen uzaklaşarak bazen de kulaklarınızı tıkayarak susturduğunuz öteki seslere benzemez, hayır, neden ve nasıl olduğunu anlayamadan kafanızda uğuldamaya başlar bu ses. Kafanızla işitirsiniz onu, kulaklarınızla değil, durduramazsınız da, kendi isteğiyle durur zira. Öyleyse, dinlesem de dinlemesem de aynı kapıya çıkıyor, kendisi durana kadar hep işiteceğim onu; gökler gürüldese de kurtuluş yok bana.
Görünüşe bakılırsa hiçbir şey kımıldamıyor burada, hiç kımıldamamış, asla da kımıldamayacak; burada bulunduğum süre zarfında kımıldamayan ama gören ve görülen kendimi saymıyorum. Evet, görünüşe kanmayın, sonu gelmiş bir dünya bu, kendi sonu canlandırdı onu, sona ererken başladı, yeterince açık değil mi? Ben de sonu gelmiş biriyim orada olduğumda; gözlerim kapanır, acılarım diner ve iki büklüm sararıp solar, sona ererim, canlıların beceremeyeceği biçimde.
Yaşamım, yaşamım, bazen ondan bitmiş bir şey gibi, bazen de hâlâ süren bir şaka gibi söz ediyorum, ikisi de değil oysa, çünkü aynı zamanda hem bitti hem sürüyor, hangi fiil zamanını kullanmak gerekiyor bunu dile getirmek için?