Edebiyat bir meslekse, aylığı ya da parça başına ücreti, çalışma koşulları belli bir meslek olmalı.
Üstelik, anlayışsız bile sayılamayacak kadar kayıtsız yayınevi yöneticileriyle konuşmaya çabalamak, gönül verdiğin bir kitabı onların ayağına götürüp yanıt beklemek, çok daha onur kırıcı değil mi? Bağıtlıysan, hiç değilse karşısında inandığın bir örgüt ya da savaşman gereken bir anlayış vardır; böyle belirsizlik içinde hırpalanıp durmazsın.
Bizim buralar, bu yığma semtler, "tepkisizler"le dolu.
Bütün gün oturuyorlar; ya bahçe duvarlarında, ya özel ara baların içinde. Kapılar açık, müzik dinliyorlar. Bacaklarını sallıyorlar ağır ağır. Koşmak, kızmak, konuşurken el-kol sallamak gibi doğal tepkilerden yoksunlar. Durumlarından hoşnutlar mı, birşeye mi öfkeleniyorlar, ilgi çekmek mi istiyorlar, anlaşılmı yor. Zaten en sık kullandıkları sözcük: "Fark etmez".
Tanıklık diye bir meslek olabilir mi; düşündük. Herkes tanıklıktan kaçtığına göre, işiniz düştüğünde can dostunuzu bile tanıklığa çağırırken bunca tedirginlik çektiğinize göre, bu for maliteyi en kolay nasıl yola koyabiliriz? Belli bir ücret karşılığında tanıklık mesleğini üstlenenler çıkar mı? Yani aslında var böyle bir meslek de resmileştirilebilir mi?