Kitabın adını aldığı “Saka Kuşu” tablosunun çok ilginç bir hikayesi var gerçekten de… Rembrandt’ın öğrencisi Hollandalı ressam Fabritius’un eseri olan “Saka Kuşu”, Hollanda Delft’te 1654 yılında yaşanan şehrin dörtte birini yok eden barut deposu patlamasından kurtulan tablolardan biridir. Bu patlamada ressam Fabritius da ölmüştür. Donna Tartt’ın “Saka Kuşu” kitabında New York’ta bir müzede meydana gelen bomba patlamasında annesi ölen 13 yaşındaki Theo’nun yaşadığı olayların anlatılmasının yanı sıra milyonda bir ihtimal olabilecek bir olay -bu patlamada “Saka Kuşu” tablosunun yine zarar görmeden kurtulması-kurgulanmıştır. Delft’te yaşanan patlamadan sonraki 200 yıl boyunca kayıp olan tablo 19.yüzyılda bulunmuş, aynı şekilde kitapta da patlamadan sonra yine tablo kayıplara karışıyor. Bu tabloyu kaçıran Theo’dan başkası değildir. Theo’nun 13 yaşından 28 yaşına kadar olan dönemini ele alan bu kitapta Theo’nun babası ile olan ilişkisi, kimsesiz kalmanın çaresizliği, arkadaşlık ilişkileri, aşk hayatı, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, travma sonrası stres bozukluğu ile başa çıkması, kaçırdığı “Saka Kuşu” tablosundan dolayı yaşadığı korkular ele alınmaktadır. Kitapta en etkilendiğim kısım, patlamadan sonra öldüğünü henüz bilmezken eve gidip gece yarısına kadar annesinin eve döneceğini çaresizlik içinde beklemesi ve beklerken yaşadığı hislerin dile getirilmesi oldu. Yazarın betimlemeleri gerçekten muazzam, sanki bir filmin içinde yaşıyorsunuz. Yazar okuyucuyu merak içinde okutmayı başarıyor. Yazar, “Saka Kuşu” tablosunun ait olduğu yere dönmesini içeren yolculuğunu ve bu esnada Theo’nun kendi iç dünyasında yaşadığı çatışmalarını çok güzel ele almış. Donna Tartt’ın okuduğum ilk kitabıydı, yazarın “Gizli Tarih” kitabını da merak ediyorum.