"Ne istiyorsun, Alaz?"
"Karım ol," dedi. Ne? Ne dedi şimdi bu adam? Doğru mu duydum? "Karım ol" dedi sanki. Yok canım, daha neler! Kesinlikle yanlış duymuş olmalıyım.
Bana öyle gelmiş olmalı çünkü o kadar da aklını yitirmemiştir. "Kendine gel, Sedef," diye mırıldandım. "Yanlış duydun." Verdiğim her tepkiyi keyifli gözlerle izliyordu.
"Hangi konuda kendine kızıyorsun?"
"Bir ara bana evlilik teklif ettin sandım."
"Sana evlilik teklif etmedim, Sedef."
Gülerek başımı salladım. "Herhalde etmedin. Sana ihanet eden birine evlilik teklif edecek kadar aptal değilsin."
"Sana teklifte bulunmadım, 'Karım ol' dedim."
"Az önceki sözlerimi geri alıyorum, aptalın tekisin."
SPOİLER VARDIR
Herkes okumalı. Birin ikinin incelemesini yazıp üçü atladıktan sonra dördüncü kitapta komple serinin incelemesini yazayım dedim ( gerçi okuyan yok ama olsun ). Seri zaten mükemmeldi. Mutsuz sonları daha çok seven biri olarak bu seriye evli mutlu çocuklu üçlemesini bir son olarak pek yakıştırmasam da bu kadar acıdan sonra karakterlerin artık mutlu olma zamanı gelmişti.
Sedef'in hapisteyken Alaz onu hiç görmeyince ondan utandığını düşünmesi ve daha sonra Alaz'ın evlilik teklifi çok hoştu. Alaz'ın yaptığı evlilik teklifi ise tam da Alaz'dan beklenecek bir teklifti. Gerçi ona teklif demek ne kadar doğru bilemiyorum ama tam bu çifte uygun bir sahneydi.
Songül'ün iyi bir anne olma çabaları çok özeldi benim için. Sedef'in babasının Fırat çıkması da beni ayrı mutlu etti. Sedefin yaşadığı o psikolojik çöküşte herkesin onun yanında olması ve sırf sedef kendine geldi mi diye özellikle onu kızdırmaları da çok tatlı ve komikti.
Sedef'in sonunda Alaz'ın onu ondan daha çok sevdiğine inanması da ayrı bir mutluluk sebebiydi benim için.
Düğüne girişleri ise şahaneydi. Zaten o ikisinden normal bir giriş beklemiyordum ama bu şekilde olacağını da düşünmemiştim. okurken kahkaha attığım bir sahneydi.
Öyle böyle koskoca dört kitap bitti. Sırf son kitabının kutulu seti hoşuma gitti diye aldığım seri bana kocaman bir aile oldu. İyisiyle kötüsüyle bu onların hikayesini de okudum. İçim buruk biraz. İyi ki onları tanımışım...
¨Al-Allah belanızı versin...¨ diyerek kuruyan dudaklarımı zar zor oynattım.
Tek kaşını usulca yukarı kaldırdı.
¨ Versin, ne ?¨
Hangi günahın karşılığı olarak karşıma çıktığını sorguluyordum.
¨Allah belanızı versin efendim!¨
¨Ben el kaldırmamıştım, yani bir evcil hayvan gibi eğitilmeye karşıyım.¨ Hemen ayağa kalkarak kapıya doğru yürüdüm. Burada kalarak beni parkurda süründürmelerine izin verecek değilim.
Daha kapıya ulaşamadan yine onun buz gibi soğuk ve kibirli sesini duydum: ¨Nereye?¨
¨Kör müsün ? Kaçıyorum.¨