Kadınların geri planda yaşamak zorunda kaldığı bir toplumdan kadınlara ait şiirler görmek, onların ne düşündüğünü anlamak amacıyla okumaya başladım. Ezilen, acı çeken insanlar bence ister istemez şiire bulanıyorlar, yazmak bir noktada istek değil zorunluluk oluyor. Arka kapak yazısını okuyunca da kitaptan beklentim ister istemez yükseldi. Benzer bazı parçalar bulabileceğimi sanmıştım ama bana çok yabancı geldi her şiir, kendimden bir parça bulamadım. Her kültürün şiiri farklı ve herkese hitap etmiyor. Rüzgâr Bizi Götürecek bu kitapla ilk kez Arap şiiriyle tanışmıştım, şiirlerin çoğu ruhuma dokunsa da belki anlatım tarzından belki çeviriden kaynaklı bir mesafe de hissettirmişti bana hep. Ancak bu kitaptaki şiirlerle hiç yakınlaşamadım. Şiirsel olmaya çok zorlanıp boğulmuş gibi hissettirdi okuduğum her dize. Çok güzel bir şiir olabilecekken olamamış, birbirlerinden bağımsız şiirsel tamlamalar topluluğu gibiydi. Belki çeviri ile de ilgili olabilir, anlam bütünlüğünü bozan dilsel hatalar olduğunu düşünüyorum. Daha çok bir çevirinin biraz aceleyle hazırlanmış ilk taslağını okumuş gibi hissettim.
Anlatmaya çalıştığım durumu açıklayan birkaç örnek alıntı:
Yükseklerde dinledim bulut-
ların niyetini dönerek ağlayan kalbime. (syf. 37)
Nidalarla böyle söyledi
Toprak:
Domuzlar kusar
Ve lezzeti
Bugün kalın giyindim inatla sarınarak. (syf. 45)
Ormanda
Karşılaşınca arzular lezzetine teslim olur
Bir elini verir öbür elini alır
Melek meleği bile yemez. (syf. 57)
Rüzgarla
Sallanır sandalye
Öyle yalnız bekliyor
Güzel kadınları
Uzun uzadıya Dolunay'da
Aşıkların
Yıldızların gölgesinde
Okşamalardan
Çocuk doğar mı?
Yalnız
Kuşkuya düşerler
Hiçbir zorluk olmadan. (syf. 58)