Gül

Yaşam, bir endişeyi bir kenara bırakıp ötekine koştuğumuz, bir arzudan sıyrılıp kendimizi bir başka arzunun kollarında bulduğumuz bir süreçtir. Bu sözler, endişelerimizi yenmeye uğraşmamamız, arzularımızı da hiçbir şekilde tatmin etmeye çalışmamamız anlamına gelmemelidir. Yalnızca şunun bilincine varsak iyi olur: bütün o arzuladığımız hedefler, bize bir kere başarılı olduktan sonra durup dinlenebileceğimizi vaat ederler. Ancak vaatlerini hiçbir zaman gerçekleştirmezler.
Reklam
Toplumun önerdiği statü idealleri taştan yapılmış heykeller gibi sabit ve değişmez değildir. Statü idealleri uzun yıllardan beri değişime maruz kalmıştır, gelecekte de maruz kalmayı sürdürecektir. Ve işte bu değişim sürecini betimlemek için kullandığımız sözcük, politikanın ta kendisidir.
Atalarımızın sahip olduğundan çok daha fazlasına sahip olabileceğimiz beklentisinin ağır bir bedeli olmuştur: Olabileceğimizle o anda olduğumuz arasındaki aşılamaz mesafenin doğurduğu sonu gelmez bir endişe yakamızı bırakmaz haldedir artık.
Barok şatafat, aşağılanmanın ve hor görülmenin baskısını ensesinde hisseden kişilerin bıraktığı bir mirastır; bu kişiler sevgiye ulaşmak için yalın benliğinin bir işe yaramadığını kestirmiş, yalın benliğin üzerine ekledikçe eklemiş, sonunda onu böylesi şatafatlı bir hale getirmişlerdir.
Süleyman’ın bilgeliğine, Odysseus’un becerisine ve zekasına da sahip olsak, eğer niteliklerimizi toplum tarafından kabul edilmek yolunda kullanamıyorsak varlığımız snopların gözünde çiğ bir kayıtsızlıktan öte bir duygu uyandırmaz.