"Hayır! Hayır! Millet denilen şey Naim Efendi gibi müstehaserelerle (fosillerle), Senihalar ve Faik Beyler gibi sefil iştahlı insanlardan mürekkep bir varlık değildi. Bunlar milletin çürüyen ve dökülen tarafıydı. Ve havaya kalkan sekiz yüz bin kılıç, işte bu kangren olmuş uzvu kesip atmak içindi."
En güzel yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kâfiydi.
Hayat bir an içinde ona, en çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı ne beyhude ne kirliydi!.. Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zarafet insanın üstünde hafif bir cilaydı.
Bazı erkekler şu veya bu tarzda kadınlardan, bazı kadınlar şu veya bu biçimde erkeklerden hoşlandıklarını söylerler: "Benim tipim şudur, benim idealim budur" derler, halbuki günün birinde söylediklerinin büsbütün zıddını severler, aradıklarının büsbütün aksi bir insan arkasından koşarlar.