“Kırkıncı Kural” dedi tane tane konuşarak. “Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Belki de ruh sayısız duyguyu bir anda tattıktan sonra tatmin olmuyor, huzursuzlanıyor ve nihai bir bitkinliğe varıncaya dek, her defasında artan bir şiddetli yepyeni duygular tatmak istiyordur.
Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazır konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimsenin bir şeyin üzerinde saklanması. cihazın bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: "Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar orada mısın sen?" Öte yandan, iyilikseverler, bilim insanları, sonraki yıllarda kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları barındırdığı ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes sabaha doğru gidiyorlar bir handaymış gibi yaşıyorlar. Herkes kendini düşünüyor. kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor...