" Ancak kültürsüz toplumlar aşırı detaylı kanunlara ihtiyaç duyarlar. Zira çerçeve kanunların içeriğini yüksek bilinçle ve dürüst bir ahlakla doldurmayı başaramazlar. Paradoksal olarak kültürsüz toplumlar ihtiyaç duydukları aşırı detaylı kanunları eğip bükmekten, adamına göre uygulamaktan, sık sık değiştirmekten, başka normlara atıfla veya apaçık keyfilik ile etkisiz kılmaktan da vazgeçmezler. Demek ki aşırı detaylı kanunlaştırma medeni toplumlarda ihtiyaç değildir. Medeniyet eksikliği olan toplumlarda da çözüm değildir. Her halükarda o kadar da matah bir şey değildir. "
İslam'da hukuk, devlet odaklı değildir. Haklar odaklıdır. Devlete tabi olmaz. Devletin tabi olacağı ilkeleri geliştirir. Mensubu oldukları geleneğin yardımıyla seküler hukuk mantığını eleştirip düzeltmesi gereken fıkıhçıların ona teslim olması ne kadar çetrefilli problemlerle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Evvela Müslümanların ameli tercihlerinden ötürü birbirini kınamaması prensibi işletilmelidir. Dileyen hep azimet sınırında gezer, dileyen hep ruhsat sınırında gezer. Haddizatında Müslümanların fazlaca ihmal ettiği bir prensip vardır: Dinin kınamadığını kınamama. Rahmet dininin zahmet fıkhına dönüşmesi bu prensibin terki yüzündendir.
Cümlesine göre hukuk bir iktidar meselesidir. Siyasi iktidar uygun görürse fıkıh -eskimiş ve yararsız haliyle de olsa- geri gelir; siyasi iktidar uygun görürse kanunlar birkaç sene önce düşman görülen ve savaşılan, kültürel olarak da son derece farklı ülkelerden bile alınır ve geçerli olur. Böyle bir şuursuzluğun hak ve adalet doğurması mümkün müdür?