"Tanrıyla mı konuşuyorsun?"
"Hayır."
"Allah'la mı konuşuyorsun?"
Ona bakarken başımı iki yana salladım.
"Öyleyse kiminle konuşuyorsun?"
Sıkı bir nefes bıraktım.
"Juliet'le."
Ufaklık kaşlarını buruşturdu.
"Juliet de kim?"
Kalbim avucumun içindeki isme sakince vuruyordu.
"Juliet...Juliet her şey..."
"Değişik bir yermiş."
"Burası karanlığımı aydınlatmaya çalıştığım yerdi."
"Hala geliyor musun?"
Başını olumsuz anlamda salladı.
"Neden?" dedim bu kez.
Sıcacık gülümsedi.
"Çünkü artık sen varsın..."