Uzaklara dalıyorum sürekli.
Binemediğim bütün otobüslere, gidemediğim tüm mesafelere meyilliyim. Bir gün, bir gece, bir akşamüstü... Hiçbir yeri değil; sadece kendimi terkedeceğim...
Bana bir taş gerekiyordu. Tutunacak, ayakta duracak bir şey. Katı, somut bir şey. Çünkü her şey yumuşamaya yüz tutuyor, pelteleşiyor, bir bataklığın içinde sislere gömülüyordu. Sis dört yandan çörekleniyordu. Nerede olduğumu bile bilmiyordum...