İşte o zaman kapının eşiğinde diz çökmüş kadının yanına yaklaşıp birşeyler okuyonnuş gibi dudaklarımı kımıldatır ve parmağımı ağrıyan .yerine basardım. Duanın tamamlandığını belirtmek üzere, sonunda derin bir iç çekip hastanın üzerine üç defa olunca gücümle üflerdim. Bunun üzerine, körü körüne inanmalarından mıdır, nedir bilmem, bu hastaların £oğu, anında bir rahtlama hissederlerdi.
“Biz buraya üç beş dört ayaklı, bir baş da iki ayaklı tuhaf bir hayvan getirdik” dedi. Adamın dört ayaklılardan kastı, buralarda cinsi bilinmeyen mandalardı. İlsi ayaklı deyimiyle de beni ima ediyordu. Bu sözler üzerine halkın bakışlarının değiştiğini gördüm. Orada bulunanlar birbirleriyle fısıldaşmaya başladılar.
Az bir zaman içinde Sultan'ın elçisi Haydar Efendi'nin cömertliği ve misafiri olan Reşid Efendi'nin —ben bu adla tanınmıştım— yoksullara, devrişlere adeta bir kardeş gibi davrandığı hacıların kaldıkları kervansaraylarda yayıldı. Hatta benim devriş olduğuma, ama tanınmamak için kılık değiştirmiş olduğuma inanmaya başladılar.