O gece bir ara babamı gördüm odada; beyaz önlük vardı onunda üstünde , olduğundan daha uzun görünüyordu. "Baba" dedim, "ölmemişsin, ölmemişsin işte." "Bilemezsin ki bunu" dedi, "daha çok küçüksün aklın ermez ki. " Ama" dedim, "seni gördüğüme göre demek ki ölmemişsin." "Beni sen görüyorsun, ben kendimi görmüyorum, belkide sana göre ölmedim, kendime göre öldüm" dedi.
"Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar;bazen koşar biriyle birlikte ; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında"
"Çok ilginç." Uzunca bir zaman düşündükten sonra tekrarladı: "Çok ilginç." Aklı karışmış gibiydi. "Hayvanların bile egosu ve duyguları var" dedi. Sonra kendi kendine mırıldanarak ekledi: "Duyuları olan ama duyguları olmayan bir adam, kimseye dokunamıyor, aşk ve nefret duyamıyor, egosu yok ve hayvanlarla konuştuğuna inanıyor. Bu hikâye, cinayetten daha ilginç bir hale geldi."
"İkisi birbiriyle bağlantılı" dedim "İnsanların duyguları olmasaydı cinayet de olmazdı. Kabil Habil'i öldürmezdi. Katil her kimse o da Arzu'yu öldürmezdi."
"Bırakın yabancıları" dedim, "annenizin bile neyi nereye kadar söylediğini bilemezsiniz. Kimse kimseyi bilemez. Çünkü herkesin anlattıklarının bir kısmı kurgudur, kiminde daha az, kiminde daha çok."