“Hiçbir yere tutunmadan, hiçbir yerde köklenmeden, akar suyun üzerinde kayar gibi sürükleniyordum. Yaşamıyordum. Bir ceset soğukluğu duyuluyordu her yanımdan. Gerçi henüz çürümenin kötü kokan soluğu hissedilmiyordu ama umarsız bir donukluk, acımasız, soğuk bir duygusuzluk yerleşmişti her hücreme. Bedenimin çürüyüp yok olmasına da ramak kalmıştı sanki. Cam bir fanusun içinden izliyordum sanki her şeyi, yaşamla aramda camdan duvarlar vardı ve ben o duvarları yıkmaya yeltenmiyordum bile, fanusun ortasında yere bağdaş kurmuş oturuyordum, etrafa boş gözlerle bakarak...”