Etçillik ile otçulluk "farklılaşması" (?) yaşam çemberinin bir gereği gibi görülebilir: "Hayvanların beslenmesi için bitkiler, insanların beslenmesi için de hayvanlar gereklidir" diye düşünenler çıkabilir. Böyle bir akıl yürütmede "gereklidir" sözcüğünün yerine "yaratılmıştır" sözcüğü konursa, onun, yaşama nedensel, bilimsel değil dinsel, ereksel bir bakış açısının ürünü olduğu anlaşılacaktır. Doğru olup olmadığının sağlaması içinse, "bitkiler hayvanların, hayvanlar insanların yemesi için yaratılmışsa (cüzzam, frengi gibi hastalıklar anımsanarak) insanlar da bakterilerin, virüslerin yemesi içmesi için mi yaratılmıştır?" sorusunu sormak yeter.
İnsanın, bugüne dek saptanabilen en uzak anaatası olan ağaçsivrifaresinin 70 milyon yıl kadar önce ağaç yaşamına geçmeden orman tabanında yumuşakçalarla beslendiği saptanmıştır. Ama onun aynı zamanda yiyeceklerini bitkilerle çeşitlendiren türden bir etçil olduğu sanılıyor. Anaatamız orman yaşamında karşımıza (fosil kayıtlarına bakılırsa) bir kemirgen olarak çıkar. Ormanda 50 milyon yıl kadar süren yaşamında çeşitli türlere evrinir. Bu evrim sırasında etçillikten otçulluğa geçmiş görünüyorlar. Körbarsak kalıntısı yanı sıra otçullarınki kadar uzun olan ince bağırsağımız bunu gösteriyor. Eski Dünya iri maymunları kuzenlerimizin (orangutan, şempanze, gibon, goril) otçul olmaları da bu görüşü destekliyor. Ormandan savanaya inen "uzak hayvan kuzenlerimiz" de, fosillerinden (dişlerinden) anlaşıldığı gibi, apaçık otçul canlılardı.
...Günümüzde ise çeşitli nedenlerle otçulluğa dönme yolunda (vejeteryanlık, veganlık gibi) akımlar var. Bu akımlar kültürel evrimimizde egemen gelenek konumuna gelebilirler. Gelirlerse fizyolojimiz sindirim dizgemiz (organik evrim konumumuz) bu geçişi hiç yadırgamayacak.
Organik evrim ile kültürel evrim etkileşiminde mutasyon önce gelir, onun yol açtığı organın bilinçli ve erekli kullanılması sonra (öğrenmeyle) gerçekleşir. Söz konusu etkileşim şöyle örneklendirilebilir: Boğanın boynuzları bu canlının kendini savunması ya da saldırması ereğiyle gelişmiş, yapılmış, yaratılmış değildir. Önce bir mutasyon sivri boynuzlara yol açmıştır. Sonra hayvan, boynuzlarını oraya buraya çarparken onları kullanmayı "öğrenmiştir". Daha sonra yavrular, yetişkinleri taklit ederken boynuzlarını erekli kullanmayı onlardan öğrenirler. Giderek popülasyonda boynuzlu olanların yaşama, üreme şansları artar. Popülasyonda zamanla yalnızca boynuzlular kalır. #S.54=30 nolu alıntı#
Öyle anlaşılıyor ki, önce bazı mutasyonlar bazı hayvanların yapılarını ancak etle beslenebilecek yönde değiştirmedi. Bazı etkiler, bazı hayvanlarda, mutasyonlarla önce, etkili biçimlere sahip gaga, pençe, diş gibi organların oluşumuna yol açmış görünüyor. Bu organlarını sınama yanılma yoluyla nasıl kullanabileceklerini zamnla öğrenen hayvanlar, bilinçli bilinçsiz eğilimlerle etçilliğe yönelmiş olamazlar mı? Sindirim fizyonomileri, yüzbinlerce yıl etle beslenmenin (nedensel) etkileri sonucunda (daha sonra) mutasyonlarla değişip (otçullarınkinden) farklılaşmış olamaz mı?