Haksızlığa uğramış gururlu bir insanın hüviyetine büründü. Kendi kendine inandı. Leyla Hanım, yavaş bir sesle, "Yarın sabah eşyamı toplarım." dedi. Nikâhta taşıdığı siyah yılan derisi çantasının içinde yüzyetmiş lirası vardı. Evinde kalabileceği bir arkadaşı yoktu. Bu şehirde bir akrabası yoktu. Hangi işte çalışabileceğini bilmiyordu, diplomalarının bile nerede olduğunu hatırlamıyordu. Durum, fransız romanlarındakine hiç benzemiyordu. Bir an için, hiçbir şey yapamayacağını, hiçbir yere hareket edemeyeceğini hissetti. Hazırlıklı değildi, hiçbir yere gidemezdi. Yatak odasına bile gidemezdi, artık kocasıyla yatamazdı. Büyük koltuğunda öylece kalabilirdi ancak. Ne kadar? Ebediyen. Yeni bir kahramandı. Yeni bir romanın yeni bir kahramanı.
Ağzının, güzel dudaklarının kenarında bir gülümseme yaratmak için, ne uzun yollardan geçiyorsun. Kendinden veriyorsun ve durmadan eksiliyorsun. Oysa bazı insanlar, oldukları gibi kalarak elde eder istediklerini. Ben, kanımı damla damla süzerek veriyorum.
İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmaya devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.