Koray Kayan

Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim.
youtu.be/h7aVwZISDHc?si=... Poyraz Karayel dizisinde de kitabın bu kısmı geçiyordu 🥲
Reklam
Büyük Millet Meclisi'ne gittiklerinde İsmail Fazıl Paşa'nın (Ali Fuat Cebesoy'un babası) adı kapıların saygıyla açılmasını sağlar. Büyük bir salona alınırlar. İsmail Fazıl Paşa bir grupla konuşmakta olan Mustafa Kemal Paşa'ya tanıştıracağı genç şairlerin geldiğini söyler. Mustafa Kemal Paşa gruptan ayrılarak onlara doğru yürür. Salonun ortasında buluşurlar. Mustafa Kemal'in elini sıkarlar. Paşa hiçbir girişe gerek duymadan onlara bazı genç şairlerin yaptığı gibi mevzusuz şiir yazmamalarını, gayeli şiirler yazmalarını öğütler. O sırada gelen bir telgraf konuşmanın kısa kesilmesine neden olur. Nâzım Hikmet yıllar sonra Sarışın bir kurda benziyordu Mavi gözleri çakmak çakmaktı Dizeleriyle tarif edeceği Mustafa Kemal Paşa'yı yakından görmüş, elini sıkmıştır.
Ya okurken çok tuhaf hissediyorum sizde de oluyor mu bilmiyorum ama okumaya devam etsem ağlayacakmışım gibi iyi ki paylaştınız bunu bizimle:)
Düşünce yapımızı bu kadar derinden etkileyen insanların anılarını okudukça duygulanmamız gayet doğal, ister istemez kendimizi yerine koyup biz yaşamış gibi oluyoruz. Nâzım Hikmet'in de bunu yaşarken henüz 19 yaşında olması da bu hissi güçlendiriyor tabii :)
cevaplarınızı yorumlara alabilirim
Bir soru sormak istiyorum. Bir insan ilk önce güvenmenizi isteyip güvendikten sonra neden güveninizi boşa çıkarır?
İnsan
İnsan bir şeyi elde etmek için çok çabalar, gecesini gündüzüne katar, hayatını buna adar; elde edince de aslında tüm güzelliğin o şeyi elde etme süreci olduğunu anlar. Bir anda o şey gözünde değersizleşir. Güven de böyledir, sağlaması çok zordur ve çok istenir ancak çoğu zaman değeri bilinmez. Tabii burada genelleme yapıyorum, azınlık da olsa böyle olmayan insanlar da var. Umarım hayat karşınıza azınlıktaki insanları da çıkarır Tamamiyle kendi görüşümdür, katılmadığınız noktalar pekâlâ olabilir, saygı duyarım :)
Güzel özetlemiş bir yorum daha 😇 herkese hak veriyorum herkes fikirlerini çok güzel dile getirmiş siz de gerçekten çok haklısınız. Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Umarım sizin de karşınıza azınlıkta bulunan insanlar çıkar🙏🏻
1 yanıtı göster