Sonuç olarak, dinler birleştirici olmaktan çıkıp, büyük ölçüde bölücü güçler haline geldiler. Tüm hayat formlarının tek bir bütün oluşturduğunu öğreterek şiddete ve nefrete son vermek yerine, daha çok şiddet ve nefret getirerek, hem insanları ayrıştırdılar, hem de sadece farklı dinler arasında değil, dinlerin her biri içinde de daha çok bölünmelere neden oldular. İnsanların kendilerini özdeşleştirdikleri ve kendi sahte benlik duygularını güçlendirmek için kullandıkları ideolojiler ve inanç sistemleri haline geldiler.
Bu ideolojileri ve inanç sistemlerini kullanarak, kendilerini "haklı", diğerlerini "haksız" çıkarmaya ve böylece diğerlerini öldürmeleri gereken "düşman", "inançsızlar " veya " kâfirler " olarak tanımlamaya başladılar. Böylece, "Tanrı"yı insanın suretinde yaratma gayreti içine girdiler. Ezeli, ebedi, sonsuz ve tanımlanamaz olan bir varlık, insanların "benim tanrım" veya "bizim tanrımız" olarak inanması ve tapınılması gereken zihinsel bir puta dönüştürülmüş oldu.