Böyle zamanlarda hayat sanki bütün çeşmelerini kapatır, yalnız bir tanesi, azap ve üzüntünün kaynağı kalır ve ben onun bulanık aynasında bütün ömrün en kötü muhasebesini yapa yapa kendimi seyrederim.
Öyleyse hayatımın sonuna kadar Füsun'u göremeyecektim. Bu düşünce öylesine dayanılmazdı ki, onu fazla düşünemiyor ve yakında Füsun'u görebileceğime ilişkin bir umut aramaya başlıyordum.
Gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç durdurulamayacak bir şekilde yayılır.
Bütün İstanbul’u mahalle mahalle, sokak sokak gözden geçirdiğim o gezintileri, yollar sonra çok mutlu saatler olarak hatırlayacağım hiç gelmezdi aklıma. Füsun’un hayaleti, Vefa, Zeyrek, Fatih, Kocamustafapaşa gibi ücra ve yoksul mahallelerde karşıma çıkmaya başladığı için Haliç’in öte yakasına geçiyor, şehrin eski mahallelerine gidiyordum.