"Başka neyimiz var ki? Varoluşun ve öz farkındalığın bu mucizevi, kutsanmış molalarından başka ne var ki? Eğer bir şeye saygı gösterilecek ve kutsanacaksa o şey bu olmalıydı: paha biçilmez varoluş armağanı. Yaşam sonlu olduğu veya hayatın daha yüce bir amacı ya da derinlere yerleştirilmiş bir tasarımı olmadığı için umutsuzluk içinde yaşamak su katılmamış nankörlüktü."
"Ve yıllar, yüzyıllar, binyıllar boyunca hiç durmadan geçiçi sonluluk inkârları inşa ettik. İçimizden herhangi biri, kendisiyle birleşip sonsuza dek var olabileceğimiz daha yüksek bir gücü, Tanrı'nın verdiği talimatları, kurulu daha büyük bir tasarımın işaretlerini, ritüel ve törenleri arama işini hiç bitirebilir miydi?"
"Tüm bunlardan dünyada iki insan ırkı olduğu sonucuna varabiliriz. Sadece iki: Düzgün insanların oluşturduğu 'ırk' ve ahlaksızların 'ırkı'. İkisi de her yerdeydi, toplumdaki tüm gruplara sızmış haldelerdi. Hiçbir grup tamamen düzgün ya da tamamen ahlaksız insanlardan oluşmuyordu. Bu anlamda hiçbir grup 'saf ırk' değildi ve bu yüzden de kamp gardiyanları arasında bile düzgün birileri bulunabiliyordu.