Kitabın genelinde birçok alt tema işlenmesine karşın derin kırılmalar ve iyileşme çabalarının baskın olduğunu söyleyebilirim. Kitabın yalın bir dili vardı. Ancak bir o kadar da katmanlı ve duygusal yükü ağırdı. Karakterler çok samimi ve çok bizdendi. Büyük olaylar yerine bir vedanın sessizliği ince ince işlenmişti. İlhan İrem şarkısının içine, bir berjere, bir kitap arasındaki mektuba...Kitabın ismi çiçeklenmeler ne kadar zarif olarak görülse de isminin içinde bile bir mücadeleyi barındırıyor. Tohumun kabuğunu çatlatması, karanlık toprağı yukarıya doğru itmesi ve dışarıdaki o yabancı havayla temas etmesi aslında bir hayatta kalma mücadelesidir çiçeğin. Karakterimizde tam olarak bunu yapıyor. Aslında çoğu kez bir umut veya beklenti ile fark etmediğimiz kısır döngülerin içine hapsediyoruz kendimizi. Çiçeklenecek olan potansiyelimizin üstüne toprak atıyoruz bilmeden. Biraz uzaklaştığımızda fark ediyoruz başka ihtimalleri. Mesele zaten bir adım atıp uzaklaşmaya başlamak değil mi? O döngüye durup bakmak ve bir adım atmak. Peşine gelen diğer adımlar ve sonunda gerçekleşen değişim. Değişiminle beraber gelen değişim. Kitap hafif buruk bir his ile bıraktı beni.
"Eski sular aktı, gitti. Bir ilkyaz günü çıplak ayaklarla balkonu yıkamışım gibi bir şey oldu. Büyüdüm, büyüdüm, büyüdüm, yerin altından üstüne çıktım."