Orhan Kemal’den okuduğum ilk eser El Kızı oldu. Uzun zamandır karşıma çıkan, merak ettiğim ve okumak için sabırsızlandığım bir kitaptı. Orhan Kemal’in “ağlayarak yazdım” dediği bir eser olması da beni daha çok etkilemişti. Okurken bunun izlerini gerçekten hissettim. Özellikle gelin–kaynana ilişkileri üzerinden kadının toplumdaki yeri, kadına bakış açısı ve aile içindeki baskılar çok net bir şekilde anlatılıyor. Okurken sinirlendiğim, hatta öfkelendiğim çok yer oldu Her seferinde “bu kadar da olmaz” desem de, her defasında daha fazlasına şahit oldum. ne yazık ki bu tür olayların hâlâ yaşanıyor olması insanın içini daha da burkuyor.
Nazan’ın hikâyesi sadece onun değil, birçok kadının yaşadıklarını yansıtıyor. Oğlunun avukat olması nedeniyle gelinini kendine yakıştıramayan, ona bir yüzüğü bile çok gören ve evden gidebilmesi için türlü oyunlar oynayan kaynanası Hacer; annesiyle eşi arasında kalan, zamanla annesinin etkisine kapılıp karısını beğenmeyen ve Nazan’dan boşanarak Neriman ile evlenen eşi Mazhar… Tüm bunlar Nazan’ın hayatını altüst ediyor.
Nazan, oğlunu bile yanında tutamadan başka bir şehre gitmek zorunda kalıyor ve orada da başına pek çok şey geliyor. Bu yüzden Nazan’ın hikâyesi beni gerçekten çok etkiledi ve derinden üzdü. Onun yaşadıkları, toplumda sesi duyulmayan pek çok kadının yaşadıklarının birebir aynısı.
El Kızı, insanı zorlayan ama aynı zamanda düşündüren bir kitap, oldukça akıcı, hiç sıkmadan ilerliyor. Orhan Kemal, bu romanla kadınların yaşadığı adaletsizlikleri ve aile içindeki baskıları çok gerçekçi bir şekilde gözler önüne seriyor.